Furkan Çağrı OĞUZLAR, Ali HALICI, Ezgi CESUR, Hamit Hakan ARMAĞAN, Kadir Burhan KARADEM
Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi - 2026;28(1):16-24
Amaç: Koroner arter bypass greftleme (KABG), koroner arter hastalığının tedavisinde yaygın olarak uygulanan bir cerrahi girişimdir. Perioperatif bakım ve preoperatif risk sınıflamasındaki ilerlemelere rağmen, postoperatif komplikasyonlar ve mortalite önemli klinik sorunlar olmaya devam etmektedir. Bu çalışmada, trombosit ile ilişkili parametrelerden ortalama trombosit hacmi (MPV) ve trombosit sayısının (PLT), KABG uygulanan hastalarda postoperatif sonuçlar ve 30 günlük mortaliteyi öngörmedeki prognostik değerleri araştırıldı. Gereç ve Yöntemler: Bu retrospektif, tek merkezli çalışmaya 2019-2023 yılları arasında akut koroner sendrom ile acil servise başvuran ve izole KABG uygulanan 406 erişkin hasta dâhil edildi. Hastaların demografik özellikleri, preoperatif EuroSCORE II ve logEuroSCORE değerleri, laboratuvar parametreleri ve ekokardiyografik bulguları kaydedildi. Postoperatif sonuçlar; 30 günlük mortalite, majör kardiyak olaylar (MACE) ve kötü klinik sonuçlar olarak tanımlandı. Hematolojik ve biyokimyasal parametreler başvuru anında ve postoperatif 30. günde veya ölüm gününde analiz edildi. Bu değişkenler ile klinik sonuçlar arasındaki ilişkiler ROC ve regresyon analizleri ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dâhil edilen 406 hastanın (ortalama yaş: 63.5+/-8.6 yıl; %76.1 erkek) 30 günlük mortalite oranı %4.7, MACE oranı %9.4 ve kötü sonuç oranı %10.1 olarak saptandı. Postoperatif MPV ve PLT tüm sonuçlarla anlamlı ilişkili bulundu (p <0.05). MPV, mortalite için en yüksek öngörü doğruluğunu gösterdi (AUC: 0.791; %95 GA: 0.748-0.830), PLT ise MACE'i öngörmede en güçlü parametreydi (AUC: 0.691; %95 GA: 0.644-0.736). Çok değişkenli analizde postoperatif MPV, mortalitenin bağımsız bir prediktörü olarak saptandı (OR: 2.738; %95 GA: 1.842-4.072; p <0.001). Sonuç: Postoperatif dönemde MPV ve PLT'nin rutin takibi, özellikle başlangıçta düşük riskli olarak sınıflandırılan hastalarda yüksek riskli grupların erken dönemde belirlenmesine katkı sağlayabilir. Bu basit ve erişilebilir biyobelirteçler, klinik karar sürecini destekleyerek postoperatif hasta sonuçlarını iyileştirebilir.