YASEMİN ÖZGÜR, SEYDAHMET AKIN, GİZEM GECMEZ, NAZİRE ALADAG, OZCAN KESKİN
Southern Clinics of Istanbul Eurasia - 2018;29(3):180-186
GİRİŞ ve AMAÇ: Kan transfüzyonu eksik olanın yerine konulmasıdır; etki profili, komplikasyon gelişimi, anaflaksi riski, ölüme kadar gidebilen rejeksiyon epizotları ile beraber düşünüldüğünde aslında bir doku transplantasyonudur. Klinik pratiğimizi dahiliye gözüyle semptom ve endikasyon açısından gözden geçirmek amacıyla acil dahiliye servisinde yapılan kan transfüzyonlarını derlemeyi amaçladık. YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastanemiz acil dahiliye servisinde yapılan kan transfüzyonları geriye dönük olarak hastane bilgi sistemi üzerinden tarandı. Hastalar başvuru şikayetlerine göre aciliyet gerektirenler ve aciliyet gerektirmeyenler diye iki gruba kategorize edildi. BULGULAR: Üç ayda dahiliye acil servisinde %61.4’ü erkek toplamda 528 hastaya 1156 adet transfüzyon gerçekleştirildi (kişibaşı ortalama 2.18 adet). Başvuru şikayetlerinde ilk üç sırada halsizlik (%19), melena (%14), yakınmasız (sadece laboratuvar patolojisi) (%12.9) yer alıyordu.Aktif kanamayla gelen gastrointestinal sistem kanamaları hariç tutulduğunda ne onkoloji ne hematolojik onkoloji ne de diğer hasta gruplarının temel başvuru şikayetlerine bakıldığında aciliyet gerektiren şikayet oranları %50 dahi değildi. Tüm hastaların %47’sini ancak acil hastalar oluşturmaktaydı. TARTIŞMA ve SONUÇ: İstanbul Anadolu yakasının en kalabalık hastanelerinden biri olan hastanemiz yoğun bir transfüzyon deneyimine sahiptir. Sonuç olarak aciliyet gereksinimi ile hastaların geliş hemoglobin düzeyleri arasında bir korelasyon olmadığı gibi; aktif kanama haricinde acilde yapılan kan ürünleri transfüzyonlarının çoğunun acil endikasyonla yapılmadığı görüldü. Acil servislerin yükünü bir nebze azaltılması ve gerçek acil hastaların önceliğinin korunması adına hastanelerde ayaktan parenteral tedavi ünitelerinin kurulması düşünülebilir.