AKCİĞER KANSERİNDE SERUM ÇÖZÜNÜR HLA -G DÜZEYLERİNİN TANISAL PERFORMANSI: BİR OLGU - KONTROL ÇALIŞMASI

Muhammet Engin ÖZCAN, Ramazan MEMİŞOĞULLARI, Leyla Yılmaz AYDIN

Hitit Medical Journal - 2026;8(3):476-485

Düzce Atatürk State Hospital, Department of Medical Biochemistry, Düzce, Türkiye

 

Amaç: İnsan lökosit antijeni -G (HLA -G), tümörün bağışıklık sisteminden kaçmasını kolaylaştıran, immünosupresif özelliklere sahip klasik olmayan bir sınıf I molekülüdür. Birçok malignitede dolaşımdaki çözünür HLA -G (sHLA -G) düzeylerinin yüksek olduğu bildirilmiştir. Bu çalışma, akciğer kanseri hastalarında serum sHLA -G düzeylerinin tanısal performansını değerlendirmeyi ve sigara içmenin sHLA -G düzeyleri üzerindeki potansiyel etkisini araştırmayı amaçlamıştır. Gereç ve Yöntem: Bu olgu - kontrol çalışmasına 62 yeni tanı konmuş akciğer kanseri hastası, 40 sigara içen kontrol ve 31 sigara içmeyen sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Serum sHLA -G düzeyleri, enzime bağlı immünosorbent analiz (ELISA) kullanılarak ölçülmüştür. Gruplar arasındaki istatistiksel karşılaştırmalar tek yönlü varyans analizi ve korelasyon analizleri kullanılarak yapılmıştır. sHLA -G'nin tanısal performansını değerlendirmek için ROC eğrisi analizi uygulanmıştır. Bulgular: Akciğer kanseri hastalarında ortalama serum sHLA -G düzeyleri, sigara içmeyen kontrollere göre anlamlı derecede daha yüksekti (16,14 +/- 8,71 U/mL'ye karşı 10,21 +/- 4,77 U/mL; p=0,04). Sigara içen ve içmeyen kontrol grupları birleştirildiğinde fark anlamlılığını korudu (p<0,001). Gruplar içinde sHLA -G düzeyleri ile yaş veya sigara maruziyeti arasında anlamlı bir korelasyon gözlenmedi. ROC analizi, bildirilen kesme değerinde %88 duyarlılık ve %60 özgüllük ile 0,785'lik bir eğri altı alanı (AUC) gösterdi (%95 güven aralığı, 0,706 - 0,864). Sonuç: Akciğer kanseri hastalarında serum sHLA -G düzeyleri kontrollere göre anlamlı derecede yüksekti. Bu kohortta sigara içme durumu ile serum sHLA -G düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Bulgular, sHLA -G'nin akciğer kanseri için yardımcı bir tanısal biyobelirteç olabileceğini düşündürmektedir. Klinik kullanım değerini doğrulamak için daha büyük prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.