Ümit ATASEVER
Namık Kemal Medical Journal - 2026;14(1):103-107
İnme, dünya genelinde önde gelen ölüm ve kalıcı sakatlık nedenlerinden biridir ve en sık görülen alt tipi iskemik inmedir. Nörogörüntüleme yöntemleri ve reperfüzyon tedavilerindeki önemli ilerlemelere rağmen, hızlı ve doğru tanı klinik uygulamada hala büyük bir güçlük oluşturmaktadır. Astrositlere özgü bir ara filament proteini olan glial fibriller asidik protein, son yıllarda kan temelli umut verici bir biyobelirteç olarak öne çıkmıştır. Astrosit hasarı ve kan-beyin bariyerinin bozulmasını takiben glial fibriller asidik protein ekstrasellüler alana ve dolaşıma salınmaktadır. Hemorajik inmede düzeyler hızla yükselirken, iskemik inmede artış daha yavaş olmakta ve genellikle semptomların başlamasından sonraki ilk 24 ila 48 saat içerisinde ölçülebilir seviyelere ulaşmaktadır. Klinik araştırmalar, iskemik inme hastalarında kanda glial fibriller asidik protein düzeylerinin sağlıklı bireylere kıyasla belirgin şekilde yüksek olduğunu ve bu artışın nörolojik şiddet, enfarktüs hacmi ve fonksiyonel sonuçlarla ilişkili olduğunu göstermiştir. Bu nedenle glial fibriller asidik protein, prognostik öngörüler sunarak hasta sınıflamasına katkıda bulunabilir. Ancak, eşik değerlerdeki değişkenlik, ölçüm yöntemlerindeki farklılıklar ve gecikmiş kinetik önemli sınırlılıklar oluşturmaktadır. Gelecekte glial fibriller asidik proteinin multimarker panellere entegrasyonu ve ultrasensitif hızlı testlerin geliştirilmesi, acil servislerde daha etkin karar süreçlerini mümkün kılabilir. Genel olarak glial fibriller asidik protein, iskemik inmede tanı, prognoz ve izlem için tamamlayıcı bir biyobelirteç olma potansiyeline sahiptir.