Eylül Ceren DEMİR
Klinik Psikoloji Dergisi - 2026;10(2):228-244
Yapısalcı bir yaklaşım benimseyen Lacanyen psikanaliz, semptom ya da semptom gruplarından ziyade, öznenin klinik yapısını temel almakta; psikanalitik çalışmanın odağını ise bilinçdışı arzu oluşturmaktadır. Bilinçdışının yalnızca dil üzerinden çalışılabileceğini belirten Lacan, semptomları da bilinçdışı metaforlar olarak tanımlamakta ve semptomların da tıpkı dil gibi yapılandığını ifade etmektedir. Bir semptom karşısında genelleştirme yapmaktan ziyade semptomu öznellik çerçevesinde ele almak gereklidir. Bu doğrultuda, bir semptomun değerlendirilmesinde şu sorular kritik önem taşımaktadır: "Semptom özne için ne işlev görmektedir?", "Semptom, öznenin jouissance ile ilişkisinde neyi düzenlemeye çalışmaktadır? ve "Semptom, öznenin Başka ile ilişkisi içinde hangi soruna yanıt üretmektedir?". Bu çerçevede, kişinin kendini kasıtlı olarak aç bırakması ve kilo almaktan duyduğu yoğun korku ile karakterize olan anoreksiya nervozaya yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir yeme bozukluğu olarak yaklaşmak yerine, bu semptomun özne için taşıdığı işlevi ve anlamı çözümlemek büyük önem taşımaktadır. Lacanyen yaklaşımda anoreksiya nervoza, öznenin travmatik biçimde nesne konumuna indirgendiği durumlarda, yoğun jouissance'tan çıkış için başvurduğu öznel bir yol olarak ele alınmaktadır. Jouissance'ın neden olduğu kaygı karşısında özne ihtiyacın tatminini reddederek ve bedeni üzerinden bir eksik oluşturarak öznelliğini korumaya çalışmaktadır. Bu çalışmada da kaygı, arzu ve Lacanyen klinik yapılar çerçevesinde anoreksiya nervoza bir semptom olarak ele alınmış; bu tanıyı almış bir hasta ile yürütülen psikanalitik yönelimli terapi süreci incelenmiş ve hastanın dilindeki yansımalar aracılığıyla bu kavramlar tartışılmıştır.