Türk Medline
ADR Yönetimi
ADR Yönetimi

AZASITIDIN VE VENETOKLAKS TEDAVİSİ İLE AKUT MİYELOİD LÖSEMİ: GERÇEK YAŞAM DENEYİMİ

Ozlem Beyler, Nida Akgul, Hulya Yilmaz Tekinhatun, Ali Dogan, Cengiz Demir

Selçuk Tıp Dergisi - 2025;41(4):217-221

Gazi Yaşargil Training and Research Hospital, Department of Hematology Diyarbakır, Türkiye

 

Am aç: Bu çalışma, yoğun kemoterapiye uygun olmayan yeni tanı almış akut myeloid lösemi (AML) hastalarında a zasitidin-venetoklaks (AZA-VEN) tedavisi nin gerçek yaşam koşullarındaki etkinliğini, güvenilirl iğini ve sağkalım sonuçlarını değerlendirmeyi amaçlamış tır. Gereç ve Y önte mler: İki merkezde 2022-2025 yılla rı arasında tedavi edilen 36 AML h astası retrospektif olarak analiz edi ldi. Veriler arasında demografik özelli kler, tedavi döngüleri, doz ayarlamaları, yanıt oranla rı (tam remisyon, parsiyel remisyon, refrakter hastalı k), hematol ojik iyileşme, yan etkiler ve genel sa ğkalı m y er aldı. Bulgular: Ortanca yaş 66 (dağılım: 27-98) idi ve hastaların %61,1'i tam remisyo n (CR) sağladı. Ortanca genel sağkalım (OS) 22 ay idi (95% GA: 13,1-30,9); >=3 kür alan hastalarda sağkalım anlamlı olarak daha uzundu (23,7 aya karş ılık 6,4 ay; p=0,031) ve erken nötrofil iyileşmesi gösterenlerde (>1000 /muL, 7. gü n itibariyle: 29,4 aya karşılık 13,7 ay; p=0,009) de benzer şekilde a nlaml ı fark mevcuttu. Grade 3 toksisite görülen hastalarda (% 33,3) sağkalım daha kötüydü (6,4 aya karşı lık G rade 2 i çin 22 ay; p=0,006). İnvaziv fungal enfeksiyona rast lanmadı. Son uç: AZA-VEN tedavisi, yoğun kemote rapiye uygun olmayan AML hastalarında etkili ve güvenli bir seçenek olup, sağkalım sonuçları büyük klinik ça lışmal arla karşılaştırılabilir düzeydedir ve bazı yönlerden onlarla uyum göstermektedir. B ulgularımız, özellikle üç veya daha fazla kür tedavi alabi len hastalarda sağkalımın anlamlı şekilde uzadığını göstermiştir; bu durum, yan etkiler uygun biçimde yönetildiğinde tedavi sürekliliğinin ön emini v urgulamaktadır. Çalışmamızda invaziv f ungal enfeksiyon ların hiç görülmemesi, literatürde bildirilen değişke n oranlarla karşılaştırıldığında dikkat çekicidir ve uyguladı ğımız profilaksi stratejisinin olumlu katkı sağlamış olabileceğ ini düşündürmektedir . Ayr ıca, kadın hastalar da gözlenen sağk alım avan tajı kay da değ er olmak la birlikte , dikka tle y oru mlanmalı, hipot ez oluş turucu bir bulgu olarak kabul edilmeli ve daha bü yük, iyi tasarlanmış çalışmalarda doğrulanm alıdır.