CHİARİ TİP I MALFORMASYONUNDA CERRAHİ SONUCU ÖNGÖREN MORFOMETRİK GÖSTERGELER

Duygu DOLEN BURAK, Cafer İkbal GULSEVER, Sefa ÖZTÜRK, Fatih KÖKSOY, Alperen POYRAZ, Eren ANDIÇ, Tuğrul Cem ÜNAL, Altay SENCER

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası - 2026;79(2):180-185

Istanbul University, Istanbul Faculty of Medicine, Department of Neurosurgery, Istanbul, Türkiye

 

Amaç: Chiari tip I malformasyonu (CM-I), serebellar tonsillerin kaudal herniasyonu ile karakterizedir ve posterior fossa dekompresyonu (PFD) sonrası klinik sonuçlar hastalar arasında değişkenlik göstermektedir. Bu çalışmanın amacı, cerrahi sonrası klinik sonucu öngörmede preoperatif ve postoperatif görüntüleme bulgularından elde edilen seçilmiş morfometrik parametrelerin değerini araştırmaktır. Yöntemler: Bu retrospektif çalışmaya CM-I tanısı ile posterior fossa dekompresyonu, C1 laminektomisi ve duraplasti uygulanan 20 erişkin hasta dahil edildi. Hastalar postoperatif klinik durumlarına göre iyileşen (n=10) ve iyileşmeyen (n=10) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Preoperatif ve postoperatif manyetik rezonans görüntüleme ve bilgisayarlı tomografi incelemeleri kullanılarak McRae hattına göre tonsiller sarkma miktarı, iter yer değiştirmesi (DOI) ve mammillopontin mesafe (MPD) ölçüldü. Morfometrik değişiklikler grup içi ve gruplar arası istatistiksel yöntemlerle karşılaştırıldı. Bulgular: İyileşen grupta tonsiller sarkma miktarında postoperatif dönemde istatistiksel olarak anlamlı azalma saptandı (p=0,03). DOI ve MPD değerlerinde ise anlamlı değişiklik izlenmedi. İyileşmeyen grupta değerlendirilen hiçbir morfometrik parametrede anlamlı postoperatif değişiklik gözlenmedi. Postoperatif morfometrik ölçümlerin gruplar arası karşılaştırılmasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Posterior fossa dekompresyonu sonrası bazı morfometrik parametrelerde radyolojik iyileşme izlenebilmesine rağmen, tonsiller sarkma, DOI ve MPD gibi statik morfometrik ölçümler cerrahi klinik sonucu güvenilir biçimde öngörememektedir. Bu nedenle cerrahi karar sürecinde yalnızca morfometrik ölçümlere değil, kapsamlı klinik değerlendirmeye dayalı bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir.