HASAN YÜKSEL, ŞENOL COŞKUN, ESEN DEMİR, TARKAN İKİZOĞLU, DİLEK YILMAZ, ALİ ONAĞ, REMZİYE TANAÇ
Journal of Clinical Practice and Research - 2001;23(2):68-74
Amaç: Antibiyotik seçimi ve kullanım süresi çocukluk çağı sinüzitlerinin prognozunu en çok etkileyen faktörlerdendir. İlaç kullanımına uyumun zor olduğu çocukluk çağında sinüzitlerin tedavisinde doz intervalleri uzun, kullanım süresi kısa ancak etkinliğinden emin olunacak tedavi stratejilerine ihtiyaç vardır. Bu çalışmada akut maksiller sinüzit tanısı almış çocuklarda, bir makrolid olan azitromisin (AZT)' in günde tek doz ve intermittant olarak kullanımının, günde iki doz kullanılan amoksisilin-klavunat (AMK) tedavisi ile klinik etkinlik, tedavi uyumu ve yan etkiler açısından karşılaştırılması planlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 5 ile 14 yaşları arasında, maksiller sinüzit tanısı almış 61 olgu alındı. Olguların 29' una günde tek doz beş gün süreyle AZT verilip, beş gün ara verildikten sonra aynı doz ve sürede AZT yeniden verildi. Diğer 32 olguya ise onbeş gün süre ile günde iki doz AMK verildi. Klinik bulgular, sinüzit semptomu skoru ve tedaviye uyum parametreleri iki hafta süresince izlendi. Bulgular: AZT grubundaki hastaların semptom skorunda tedavinin ilk haftası sonunda AMK' a göre anlamlı düşüklük saptandı (p<0.05). İkinci haftası sonundaki skorda ise AZT grubunda istatistiksel olarak anlamlı olmayan bir düşüklük vardı. AZT grubunda % 93, AMK grubunda ise % 91 olguda iyileşme sağlandı. AZT grubundaki olguların % 7' sinin doz atladığı, % 3' ünün ise tedaviyi erken kestiği gözlendi. AMK grubunda aynı değerler sırasıyla % 24 ve % 15 olarak izlenip, fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0.05). AZT grubunda ailelerin ilaç memnuniyeti ve tekrar aynı ilacı kullanma istekliliğinin AMK grubuna göre anlamlı olarak yüksek olduğu saptandı. Sonuç: Sonuç olarak çocukluklarda beş günlük intermittant doz AZT tedavisinin onbeş günlük AMK tedavisi kadar etkili olduğunu, daha erken klinik semptomlarda düzelme sağladığını, intermittant doz AZT kullanımının yeni bir tedavi yöntemi olarak daha başarılı olabileceğini ve bu konuda ileri klinik çalışmaların yapılması gerektiğini düşünüyoruz.