Muhammed Raşit TANIRCAN, Adem AKTAN, Raif KILIÇ, Tuncay GÜZEL, Ali EVSEN, Mehmet Zülküf KARAHAN
Koşuyolu Heart Journal - 2026;29(2):121-127
Amaç: Koroner arter hastalığı (KAH), dünya genelinde mortalitenin önde gelen nedenlerinden biridir. Çoklu damar hastalığı (ÇDH), daha kötü klinik sonuçlarla ilişkili olup hastalık yükünün artmasıyla karakterizedir. İnsülin direnci, KAH'nin gelişimi ve progresyonunda temel patofizyolojik mekanizmalardan biridir. Trigliserid-glukoz indeksi (TGİ) ve aterojenik plazma indeksi (APİ), insülin direnci ve kardiyovasküler risk ile ilişkili yeni biyobelirteçler olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu indekslerin KAH şiddetini öngörmedeki ve çoklu damar hastalığını tek damar hastalığından (TDH) ayırt edilmesindeki klinik değerleri henüz net değildir. Bu çalışmada, TGİ ve APİ'nin KAH şiddetinin değerlendirilmesindeki prognostik değerinin araştırılması ve ÇDH ile TDH'nin ayırt edilmesindeki rollerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya, Ocak 2022-Ocak 2024 tarihleri arasında koroner anjiyografi uygulanan 244 hasta dahil edilmiştir. Hastalar ÇDH (n=116) ve TDH (n=128) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Demografik özellikler, kardiyovasküler risk faktörleri ve metabolik parametrelere ilişkin veriler kaydedilmiştir. TGİ ve APİ hesaplanmıştır. Bu indekslerin ÇDH'yi öngörmedeki performansını değerlendirmek amacıyla lojistik regresyon ve ROC eğrisi analizleri uygulanmıştır. Bulgular: ÇDH grubundaki hastalar TDH grubuna göre daha ileri yaşta idi (64,9+/-8,3'e karşı 60,1+/-7,8 yıl; p<0.001) ve diyabet prevalansı daha yüksekti (%56,9'a karşı %31,3; p<0.001). Çok değişkenli analizde TGİ (OR: 6,71; %95 GA: 2,75-16,35; p<0.001) ve APİ (OR: 1,66; %95 GA: 1,22-2,24; p=0.001) ÇDH'nin bağımsız öngördürücüleri olarak saptandı. ROC analizinde TGİ'nin tanısal doğruluğu APİ'ye kıyasla daha yüksekti (AUC: 0,718'e karşı 0,643). Sonuç: TGİ ve APİ indeksleri, koroner arter hastalığı şiddetinin değerlendirilmesinde yararlı biyobelirteçlerdir. TGİ indeksinin öngördürücü doğruluğu daha yüksek bulunmuştur. Bu indeksler, klinik risk sınıflamasını ve tedaviye yönelik karar süreçlerini geliştirebilir. Bulguların farklı popülasyonlarda doğrulanması için prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.