Ali Can KURTİPEK, Merve ÖZTÜRK, Ali Berkcan BOZDOĞAN, Ezgi Coşkun YENİGÜN, Emin GEMCİOĞLU, Osman İNAN, Enes Seyda ŞAHİNER, Oğuzhan ZENGİN, Selma KARAAHMETOĞLU, İhsan ATEŞ, Fatih DEDE
Gazi Medical Journal - 2026;37(4):544-550
Amaç: Böbrek nakli alıcıları, kronik immünosüpresif tedavi ve bozulmuş hücresel immünite nedeniyle koronavirüs hastalığı-2019 (COVID-19) açısından ağır seyir riski taşıyan hasta grubunu oluşturmaktadır. Lenfopeninin genel popülasyonda kötü klinik sonuçların önemli bir belirteci olduğu bilinmesine karşın, hastanede yatış süresince devam eden veya kötüleşen lenfopeninin böbrek nakli alıcılarındaki prognostik değeri yeterince aydınlatılamamıştır. Bu çalışmada, persistan veya kötüleşen lenfopeni ile mortalite ve böbrek fonksiyonları başta olmak üzere klinik sonuçlar arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntemler: Bu retrospektif kohort çalışmasına, Mart 2020 ile Ocak 2022 tarihleri arasında üçüncü basamak bir merkezde laboratuvar olarak doğrulanmış COVID-19 tanısıyla hastaneye yatırılan erişkin böbrek nakli alıcıları dahil edildi. Hastalar hastanede yatış sürecinde persistan veya kötüleşen lenfopeni varlığına göre gruplandırıldı. Demografik özellikler, komorbiditeler, laboratuvar bulguları, uygulanan tedaviler ve klinik sonuçlar gruplar arasında karşılaştırıldı. Birincil sonlanım noktası hastane içi mortaliteydi. İkincil sonlanım noktaları yoğun bakım ünitesi yatışı, solunum desteği gereksinimi, invaziv mekanik ventilasyon ihtiyacı, hastanede yatış süresi, hemodiyaliz gereksinimi ve taburculuk sonrası 90. gündeki böbrek fonksiyonları olarak belirlendi. Mortalite ile ilişkili bağımsız belirleyiciler çok değişkenli lojistik regresyon analizi ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya toplam 181 böbrek nakli alıcısı dahil edildi ve bunların %63'ünde hastanede yatış süresince persistan veya kötüleşen lenfopeni saptandı. Persistan lenfopenisi bulunan hastalarda yoğun bakım ünitesine yatış, solunum desteği gereksinimi, invaziv mekanik ventilasyon ihtiyacı, hastanede kalış süresi ve hastane içi mortalite oranları anlamlı olarak daha yüksekti (tüm karşılaştırmalar için p < 0,01). Ayrıca ferritin ve C-reaktif protein düzeyleri de bu grupta anlamlı olarak daha yüksekti. Çok değişkenli analizde persistan veya kötüleşen lenfopeni; yaş, enflamatuvar belirteçler ve hemodiyaliz gereksinimi için düzeltme yapıldıktan sonra da hastane içi mortalitenin bağımsız bir belirleyicisi olarak saptandı [düzeltilmiş olasılık oranı: 14,16 (%95 güven aralığı: 3,6-55,7), p < 0,001]. Buna karşın, persistan lenfopeni ile 90. gündeki böbrek fonksiyon kaybı arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Sonuç: Hastanede yatış süresince devam eden veya kötüleşen lenfopeni, COVID-19 nedeniyle hastaneye yatırılan böbrek nakli alıcılarında hastane içi mortalitenin güçlü ve bağımsız bir belirleyicisidir ve daha ağır hastalık seyri ile artmış sağlık hizmeti gereksinimiyle ilişkilidir. Buna karşın, orta dönem böbrek fonksiyon kaybını öngörmemektedir. Seri mutlak lenfosit sayısı değerlendirmesi, hastaneye yatırılan böbrek nakli alıcılarında erken risk sınıflandırmasında geleneksel enflamatuvar ve renal belirteçleri tamamlayıcı, kolay uygulanabilir ve düşük maliyetli bir yöntem olarak kullanılabilir.