DALAK KESİT YÜZEYİNİN ONARIMINDA SAPLI PERİTON, SAPLI OMENTUM, SUBKUTAN TRANSPOZİSYON VE SPLENORAFİ TEKNİKLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI DENEYSEL ÇALIŞMA

MÜNİR SAMUK, M SÜPHAN ERTÜRK, BERAT APAYDIN, SERDAR YÜCEYAR, ALİ ŞAHİN, EZEL USLU, HİLAL AKI, YILMAZ KAFADAR

Çağdaş Cerrahi Dergisi (Logos) - 1999;13(2):62-68

İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD, İstanbul

 

Splenektomi, uzun yıllar dalak cerrahisinde tek tedavi seçeneği durumunda idi. Ancak postsplenektomik sepsisin tanımlanması, trombositoza bağlı, olarak tromboembolik komplikasyonların ortaya çıkması, dalağın immün sistemdeki rolünün daha iyi anlaşılması gibi sebeplerle, mümkün olan olgularda dalağın korunması gerekliliği gündeme gelmiştir. Çalışmamızda, ratlarda oluşturulan dalak yaralanması modelinde saplı periton, saplı omentum, subkutan transpozisyon ve splenorafi işlemlerinin dalak iyileşmesine olan etkileri araştırıldı. Bu amaçla ağırlıkları. 180-250 gram arasında değişen 100 adet Wistar Albino erkek sıçan kullanıldı. Sıçanlar herbiri 20 denekten oluşan 5 gruba ayrıldı. Grup I: kontrol, Grup II: saplı omentum, Grup III: saplı periton, Grup IV: subkutan transpozisyon, Grup V: Splenorafi (sütür). Sıçanlara parsiyel splenektomi uygulanarak dalak yaralanması oluşturuldu ve her grupta yukarıda belirtilen işlemlerden biri uygulanarak hemostaz sağlandı. Kontrol grubunda ise sadece laparotomi yapıldı. Her grupta postoperatif 3. ve 10. günlerde dalak kesit yüzeylerindeki yara iyileşmesi, histopatolojik ve biyokimyasal (hidroksiprolin) parametreler kullanılarak incelendi. Hidroksiprolin değerleri ve histopatolojik skorlar açısından gruplar arasındaki farklılıklar ayrı ayrı Duncan testi kullanılarak karşılaştırıldı. p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Deneysel çalışmamızın sonucunda, sıçan dalağında parankim yaralanmasının periton flabı ve subkutan transpozisyon yöntemleri ile tamirinde doku iyileşmesinin sütür ve saplı omentum gruplarına oranla daha hızlı seyrettiği ortaya çıkmaktadır. İnsanlardaki dalak koruyucu işlemlerde saplı peritonla tamir yönteminin, peritonun kolay bulunabilir olması, maliyetinin olmaması, infeksiyon riski taşımaması, otojen olması, tekniğinin nisbeten kolay olması gibi avantajları nedeniyle öncelikle kullanılabileceği sonucuna vardık. Subkutan transpozisyon yöntemi de sonuçları açısından tercih edilebilir olmasına rağmen, özellikle tekniğinin zor olması kullanılabilirliğini kısıtlamaktadır.