Özge TÜFEK, Tuba TURUNÇ, Tuğba ARSLAN GÜLEN
Viral Hepatitis Journal - 2026;32(2):46-50
Amaç: Akut hepatit A, gelişmekte olan ülkelerde hala önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı, Adana ve çevresinde son beş yılda izlenen erişkin akut hepatit A olgularının epidemiyolojik, klinik ve laboratuvar özelliklerini değerlendirmek ve 2023 yılında meydana gelen depremler sonrasında gözlenen olgu artışına dikkat çekmektir. Afet sonrası dönem ile olgu sayılarındaki gözlemlenen eğilim arasındaki olası ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntemler: Bu retrospektif kesitsel çalışma, Ocak 2020-Mayıs 2025 tarihleri arasında görülen akut hepatit A tanısı almış erişkin hastaların verileri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Hastaların demografik verileri, klinik bulguları, laboratuvar sonuçları ve komplikasyon gelişimi incelenmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 31 erişkin akut hepatit A olgusunun medyan yaşı 23 (18-51) yıl idi ve olguların %64,5'i erkekti. En sık başvuru yakınmaları bulantı-kusma (%83,9), karın ağrısı (%64,5) ve idrar renginde koyulaşmaydı (%58,1). Ortalama alanin transaminaz düzeyi 2205+/-1223 U/L, ortanca aspartat aminotransferaz 1102 U/L olarak saptanmıştır. Olgu sıklığının kış aylarında en yüksek oranda (%54,8) saptanmasına karşın; 2023 ve 2024 yıllarında, zamansal olarak 6 Şubat depremlerinin sonrasındaki dönemle örtüşen, olgu sayılarında belirgin bir kümelenme gözlenmiştir. Risk faktörleri incelendiğinde; olguların %25,8'inde kalabalık yaşam koşulları ve %12,9'unda askeri personel olma durumu dikkat çekerken, aile içi bulaş olguları da tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışma, akut hepatit A olgularının büyük çoğunluğunun genç erişkinlerde görüldüğünü ve özellikle deprem sonrası dönemde olgu sayılarında belirgin bir artış yaşandığını saptamıştır. Bu bulgular, hepatit A'nın hala önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini ve çevresel faktörlerin hastalığın epidemiyolojisi üzerinde etkiye sahip olabileceğini düşündürmektedir. Olgu artışının deprem sonrası yaşam koşulları, hijyen yetersizliği ve nüfus hareketleriyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle, afet sonrası dönemlerde sanitasyonun güçlendirilmesi ve riskli gruplarda aşılamanın etkin biçimde sürdürülmesi önem arz etmektedir.