DERİ TÜBERKÜLOZU TANILI HASTALARIN DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİNİN VE TEDAVİ YANITLARININ RETROSPEKTİF OLARAK ARAŞTIRILMASI

Sevim BAYSAK, Gülbüz ŞEN ALVAÇ, Yasemin AKSU, Şirin YAŞAR, İlkin ZINDANCI

Türkderm-Türk Deri Hastalıkları ve Frengi Arşivi - 2026;60(3):104-110

University of Health Sciences Türkiye, Haydarpaşa Numune Training and Research Hospital, Clinic of Dermatology and Venereology, İstanbul, Türkiye

 

Amaç: Deri tüberkülozu (DT), nadir görülmesine rağmen klinik çeşitliliği, tanısal zorlukları ve kozmetik sonuçları nedeniyle dermatoloji pratiğinde önemini korumaktadır. Bu çalışmada, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde son beş yılda tanı alan DT olgularının epidemiyolojik, klinik ve histopatolojik özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ağustos 2019-Ağustos 2024 tarihleri arasında DT tanısı konmuş 27 hasta retrospektif olarak incelendi. Demografik veriler, klinik formlar, lezyon yerleşimi, tanıya kadar geçen süre, eşlik eden sistemik hastalıklar, Bacillus Calmette-Guerin (BCG) aşı öyküsü, temas hikâyesi, histopatolojik bulgular ve tedavi yanıtları hasta dosyaları ve arşiv kayıtlarından değerlendirildi. Bulgular: Olguların %55,6'sı kadın, %44,4'ü erkekti (ortalama yaş: 43,7+/-17,8). En sık görülen klinik form %44,4 ile lupus vulgaristi ve en sık baş-boyun bölgesi yerleşimliydi. Bunu tüberkülozis verrükoza kutis (%25,9), skrofuloderma (%22,2) ve eritema induratum (%7,4) izledi. Tanıya kadar geçen ortalama süre 41,8 aydı (4-240 ay). Histopatolojik incelemelerde olguların çoğunluğunda dermiste kazeifiye veya non-kazeifiye granülomlar; epidermiste hiperkeratoz, akantoz ve ülserasyon saptandı. Tüm olgular başlangıçta dört ilaçlı, 2 ay sonra iki ilaçlı standart anti-tüberküloz (TB) tedavi aldı (ortalama süre: 8,7 ay) ve lezyonlarda ortalama 5,4 ayda gerileme görüldü. Hastaların %59,3'ünde atrofik veya hiperpigmente skar gelişti. Sonuç: Çalışmamız, Türkiye'de DT tanı gecikmelerinin devam ettiğini ve hastaların çoğunda tedavi sonrası kalıcı iz bıraktığını ortaya koymaktadır. Ayrıca BCG aşılamasına rağmen hastalık gelişmesi ve temas öyküsünün sık rastlanması, aşılama etkinliğinin ve temaslı takibinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşündürmektedir. TB enfeksiyöz etkilerinin yanı sıra, aynı zamanda uzun süreli lezyonlardan karsinom gelişebilmesi, ektropion gibi kalıcı bozukluklara neden olabilmesi, eşlik eden iç organ TB görülebilmesi gibi ciddi sağlık problemlerine yol açabilmektedir. Ayrıca estetik ve psikososyal boyutları da olan bir hastalık olarak ele alınması; tanı sürecinde klinik, histopatolojik ve epidemiyolojik verilerin birlikte yorumlandığı multidisipliner bir yaklaşımın benimsenmesi gerekmektedir.