YUSUF VELIOĞLU, BİLGEHAN ERKUT, YAHYA ÜNLÜ, NECİP BECIT, MÜNACETTİN CEVIZ, HİKMET KOÇAK
Turkish Journal of Vascular Surgery - 2006;15(3):1-13
Amaç: Derin ven trombozu genel populasyonda ve özellikle cerrahi kliniklerde oldukça sık karşılaşılan, yaşam kalitesi üzerine olumsuz etkiye sahip önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışmada Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi kliniğinde yaklaşık 10 yıl süre ile derin ven trombozu tanısı ile tedavi gören hastalara uygulanan heparinizasyon, fibrinolitik tedavi, trombektomi ve pulmoner embolektomi tedavi yöntemlerinin etkinliği ve komplikasyonları açısından retrospektif olarak incelemesini sunmaktayız. Yöntem: Kliniğimizde 1993-2003 yılları arasında 505 derin ven trombozu (240 kadın, 265 erkek) olgusu incelenmiştir. Hastaların ortalama yaşları 46±22 idi. Olguların tümünde tanı renkli doppler ultrasonografi ile konuldu. Semptomatik olan 483 olguda (% 95. 6) ağrı, şişlik ve kızarıklık şikâyetlerinden en az biri mevcuttu. Bulgular: Derin ven trombozu en sık 291 olguda (% 57.6) sol alt ekstremitede gözlendi. İkiyüzkırkdokuz (% 49.3) hastada tedavi için standart ve 256 (% 50.7) hastada ise düşük molekül ağırlıklı heparinler kullanılmıştır. Olguların 21'ine de (% 4.2) trombolitik tedavi, 4'üne de trombektomi uygulanmıştır, 12 (%2.4) olguya ise proflaktik amaçlı vena kava filtresi konulmuştur. Sonuç: Derin ven trombozu tanısı konulan hastalarda etiyoloji mutlaka sorgulanmalı ve doppler ultrason ile tanı desteklenmelidir. Klinik tablonun seyri ve komplikasyonların önlenmesi açısından erken tanı, hızlı ve etkin tedavi önem arz etmektedir. Düşük molekül ağırlıklı heparinlerin standart heparinlere göre tedavi ve profilakside tercih edilebilecek ajanlar olduğu kanaatindeyiz.