DİFFÜZ BÜYÜK B HÜCRELİ LENFOMADA EZH2 EKSPRESYONU: KLİNİKOPATOLOJİK ÖZELLİKLER VE SAĞKALIM İLE İLİŞKİSİ

Mehmet Mutlu KIDI, Mehmet TÜRKER, Sedat BİTER, Melek ERGİN, Tuğba TOYRAN, Tolga KÖŞECİ, Hatice ASOĞLU, Yasemin AYDINALP CAMADAN, İsmail OĞUZ KARA, Berksoy ŞAHİN, Ertuğrul BAYRAM

Cukurova Medical Journal - 2026;51(3):979-990

Seyhan State Hospital, Adana, Türkiye

 

Amaç: Enhancer of zeste homolog 2 (EZH2), diffüz büyük B hücreli lenfomanın patogenezinde rol oynadığı düşünülen epigenetik bir düzenleyicidir; ancak protein ekspresyonunun prognostik değeri belirsizdir. Bu çalışmada EZH2 ekspresyonunu ve bunun klinikopatolojik özellikler ile sağkalımla ilişkilerini değerlendirdik. Gereç ve Yöntem: Rituksimab temelli immünokemoterapi ile tedavi edilen 50 diffüz büyük B hücreli lenfoma hastasını retrospektif olarak inceledik. EZH2 ekspresyonu, immünohistokimya ile H-skoru kullanılarak değerlendirildi ve yüksek (>=150) veya düşük (<150) olarak sınıflandırıldı. Genel sağkalım ve progresyonsuz sağkalım, Kaplan-Meier kestirimleri ve Cox regresyonu kullanılarak analiz edildi. Bulgular: H-skorları 0 ile 270 arasındaydı (medyan 60) ve yüksek EZH2 ekspresyonu 50 hastanın 14'ünde (%28) saptandı. Germinal merkez dışı köken hücresi EZH2 yüksek tümörlerde daha sıktı (%71,4'e karşı %33,3; olasılık oranı 5,00; %95 güven aralığı 1,30-19,30); diğer klinikopatolojik değişkenler gruplar arasında farklılık göstermedi. Medyan 73,7 aylık takip sonrasında 25 hasta (%50) ölmüş, 30 hastada (%60) nüks gelişmişti. Medyan genel sağkalım EZH2 yüksek ve düşük tümörlerde 96,8'e karşı 79,5 ay (tehlike oranı 1,14; %95 güven aralığı 0,47-2,76), medyan progresyonsuz sağkalım ise 39,9'a karşı 49,2 aydı (tehlike oranı 1,28; %95 güven aralığı 0,58-2,82). Genel sağkalımı bağımsız olarak öngören tek değişken Uluslararası Prognostik İndeks idi (tehlike oranı 2,83; %95 güven aralığı 1,11-7,19). Sonuç: EZH2 aşırı ekspresyonu germinal merkez dışı tümörlerde daha sık görüldü; ancak rituksimab ile tedavi edilen bu kohortta sağkalımla anlamlı ilişki göstermedi ve Uluslararası Prognostik İndeks baskın prognostik faktör olmayı sürdürdü. Bu bulgular hipotez oluşturucu nitelikte değerlendirilmelidir.