Zafer GUNES, Eralp ERDOGAN
Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi - 2026;32(3):374-381
AMAÇ: Dirseğin "terrible triad" yaralanması; dirsek subluksasyonu veya dislokasyonu, lateral ulnar kollateral ligament (LUCL) yırtığı ve eşlik eden radius başı ile koronoid kırıklarını içeren kompleks bir yaralanma paternini ifade eder. Bu çalışma, kliniğimizde cerrahi olarak tedavi edilen terrible triad yaralanmalı hastalarda, koronoid kırıklarının vida fiksasyonu veya tight-rope tekniği ile tedavi edildiği hastaların klinik sonuçlarını değerlendirmeyi ve karşılaştırmayı amaçlamaktadır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu geriye dönük kohort çalışmasına, Ocak 2017 ile Aralık 2023 tarihleri arasında "terrible triad" yaralanması nedeniyle cerrahi tedavi uygulanan hastalar dâhil edilmiştir. Regan-Morrey tip 2 veya 3 koronoid kırığı bulunan ve Tight-Rope tekniğiyle tedavi edilen hastalar Tight-Rope grubuna, vida fiksasyonu ile tedavi edilenler ise Vida grubuna ayrılmıştır. Demografik özellikler ile birlikte 3., 6. ve 12. aylarda ölçülen hareket açıklığı (ROM), görsel analog skala (VAS) ve QuickDASH skorları analiz edilmiştir. Tip 1 kırığı olanlar, medial kollateral bağ (MCL) yaralanması bulunanlar, 12 aydan kısa takip süresi olanlar ve sistemik enfeksiyon öyküsü bulunan hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. BULGULAR: Yirmi dokuz hasta çalışmaya dâhil edildi (11 Tight-Rope, 18 Vida). Üç, altı ve on iki aylık değerlendirmelerde iki grup arasında QuickDASH, ROM ve VAS skorları açısından anlamlı bir fark saptanmadı. LUCL rekonstrüksiyonları dışlanıp yalnızca LUCL tamiri yapılan hastalar incelendiğinde (8 Tight-Rope, 13 Vida), istatistiksel olarak anlamlı tek bulgu, vida grubunda 12. ay QuickDASH skorunun daha düşük olmasıydı. Komplikasyonlar arasında yüzeyel selülit (1 Tight-Rope, 2 Vida) ve heterotopik ossifikasyon (2 Tight-Rope, 3 Vida) yer aldı; tümü konservatif olarak tedavi edildi. Post-hoc güç analizi, 12. ay QuickDASH, VAS ve dirsek ROM değerlerine göre (etki büyüklüğü d=0.77 ve alpha=0.05), sırasıyla %77, %71 ve %74 güç gösterdiği görülmüştür. SONUÇ: Bu çalışmanın bulguları, her iki tekniğin genel fonksiyonel sonuçlarının benzer olduğunu göstermektedir. Elde edilen sonuçlar, koronoid fiksasyonunun rutin olarak uygulanmasının gerekliliğini sorgulayan güncel literatürle uyumludur ve hasta bazlı, patolojiye özgü cerrahi karar verme süreçlerinin önemini vurgulamaktadır.