Türk Medline
ADR Yönetimi
ADR Yönetimi

DİŞ OTOTRANSPLANTASYONUNUN KLİNİK ETKİNLİĞİ VE UYGULAMA REHBERİ: DERLEME

Semih AYRIKÇIL

Arşiv Kaynak Tarama Dergisi - 2026;35(1):72-81

Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Nevşehir, Türkiye

 

Otojen diş transplantasyonu (ototransplantasyon), bir dişin aynı bireyde, ister yakın zamanda çekilmiş bir alana ister cerrahi olarak hazırlanmış bir yuvaya nakledilmesi olarak tanımlanır. Başarılı bir otojen diş transplantasyonu yaparak estetik görünümün, ark formunun ve dentofasiyal gelişimin iyileştirilmesinin yanı sıra çiğneme fonksiyonu, konuşma ve dental ark bütünlüğünün artırılması gibi çeşitli faydalar sağlanabilir. Üçüncü molar dişlerin transplantasyonu; doğal boşlukların korunması, kök rezorpsiyonunun en aza indirilmesi, alveolar kemik hacminin sürdürülmesi ve proprioseptif uyarım yoluyla alveolar kret morfolojisinin şekillendirilmesi açısından büyük önem taşır. Ototransplantasyonun başarılı olabilmesi için öncelikle bu işlemin endike olup olmadığını değerlendirecek net kriterlerin belirlenmesi gereklidir. Ototransplantasyonun başarısı açısından hasta seçimi büyük önem taşır. Adayların genel sağlık durumunun iyi olması, mükemmel düzeyde ağız hijyeni sağlaması ve düzenli diş hekimliği kontrollerine uyum gösterebilmesi gerekir. Tam kök gelişimine sahip dişlerin ototransplantasyonu planlanırken genellikle endodontik tedavi uygulanması önerilmektedir. Kök gelişimi tamamlanmamış dişlerin transplantasyonunda, periodontal ligament iyileşmesi, pulpa iyileşmesi ve kök gelişimi gibi birden fazla iyileşme sürecinin eş zamanlı olarak takip edilmesi gerekmektedir. Periodontal ligament, transplante edilen dişin başarısında en önemli faktörlerden biridir. Diş ototransplantasyonunun başarı oranları; hastanın genel sağlık durumu, transplantasyona konu olan spesifik diş, nakil nedeni, cerrahın tecrübesi ve sağlanan postoperatif bakım gibi çeşitli faktörlere bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Kalıcı diş eksikliklerinin yönetiminde, özellikle gelişim çağındaki hastalar için farklı alternatif yaklaşımlar benimsenmiştir. Ototransplantasyon, eksik dişlerin tedavisinde ek bir yaklaşım olabilir. Bu yöntem, deri, kan damarları ve kemik gibi dokuların otogreftlerinde olduğu gibi benzer prensiplere sahiptir. Gelecekteki çalışmalarda Trombositten zengin plazma ile sağlanan büyüme faktörlerinin, transplante edilen dişlerin canlılığının korunmasına, kök oluşumunun ve nörosensör gelişiminin desteklenmesine yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Sonuç olarak ototransplantasyon, özellikle genç hastalarda eksik dişin yerine konmasında uygulanabilir ve oldukça öngörülebilir bir tedavi yöntemidir.