OLGUN KADİR ARIBAŞ, HASAN TARTAR
Genel Tıp Dergisi - 2009;19(2):57-64
Amaç: Diyafragma rüptürlerinin doğal seyrinde, defekt uzunluğunun erken tanı ve mortalitedeki rolünü araştırmaktır. Yöntem: Çalışma, 18 adet dişi tavşanın kullanıldığı 3 grupta gerçekleştirildi. Bu gruplardan birincisinde 0,5 cm, ikincisinde 1,5 cm ve üçüncüsünde ise 3 cm uzunluğunda posterolateral diyafragma kesisi oluşturuldu. Epigastrik bölgeden intraperitoneal injekte edilen meglumin amidotrizoatın (Urografin®;7 mg/kg) transdiyafragmatik geçişi radyolojik olarak ilk gün 1, 15 ve 60. dakikalarda 3 kez kontrol edildi. Postoperatif takip, klinik ve radyolojik olarak iki hafta sürdürüldü. Bulgular: Erken radyolojik tanı, defektin en büyük olduğu III. grupta (% 83,3) en anlamlı idi. Akciğer grafilerinde ilk gün herhangi bir herniasyon bulgusu görülmedi. Ayrıca grup III‘de deneklerin yarısında (% 50) herniasyon bulgusu birinci hafta sonunda saptandı. İkinci hafta sonunda ise sadece I. ve II. gruplarda herniasyon bulgusu vardı. Radyolojik tanı oranı toplam % 55,5 idi. En yüksek tanı oranı % 83,3 ile III. grupta görülürken, grup I ve grup II‘de bu oranlar sırasıyla % 33,3 ve % 50 oldu. En yüksek mortalite oranı % 50 ile III. grupta görüldü. Sonuç: Diyafragma rüptürünün boyutu büyüdükçe, erken tanı oranı artmaktadır. Mortalite ile visseral herniasyon arasında çok yakın paralellik olduğu görüldü. Mortalitenin de erken dönemde defekt büyüklüğü ile anlamlı oranda yükseldiği belirlendi.