AYŞE RABİA ŞENKAYA
Developments and Experiments in Health and Medicine - 2021;35(3):283-290
Amaç: Doğum kaygısı ilk hastaneye yatışta çoğu kadının karşılaştığı doğrudan acı korkusu, doğum süreci korkusu, anne olduğunda anlaşılamama, saygı duyulmama korkusu olarak tanımlanabilir. Bu çalışmanın amacı doğum sırasındaki anksiyete düzeyinin doğum sürecine ve maternal ve neonatal sonuçlara etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya katılan 100 hastaya Beck anksiyete envanteri (BAI) uygulandı ve anksiyete skorları kaydedildi. Hastaların demografik verileri, servikal muayene bulguları, yaşadığı yer, eğitim durumu, doğum şekli, APGAR skoru, normal doğum yapanlarda epizyotomi veya deşirür varlığı, doğumun 1. 2. ve 3. evre süreleri, analjezi ihtiyaçları, doğum öncesi ve sonrası hemoglobin değişkenliği kaydedildi. Hastalar düşük (n=76) ve orta/yüksek (n=24) anksiyete düzeyine sahip olanlar olarak iki gruba ayrılarak anksiyete düzeyinin doğum sonuçlarına etkisi karşılaştırıldı. Bulgular: Düşük düzeyde anksiyetesi olan gebelerin %53,9’u (n=41) nulliparken; orta/yüksek düzeyde anksiyetesi olan hastaların % 91,7’si (n=22) nullipardı (p=0,001). Düşük düzeyde anksiyetesi olan gebelerdeki postpartum hemoglobin değişimi orta/yüksek düzeyde anksiyetesi olan gebelere göre daha fazla idi (p=0,00). Yaş ile anksiyete düzeyi arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptandı, yaşı daha genç olan gebelerin anksiyete skoru anlamlı olarak daha yüksekti (p=0,001). Anksiyete skoru orta/ yüksek olan hastaların aile yapısı geniş aile yapısındaydı ve bu istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,001). Sonuç: Çalışmamızda prepartum ölçülen anksiyete düzeyi ile fetal, neonatal sonuçlar arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptamamış olsak da, düşük anksiyetesi olan gebelerde kanama miktarı daha azdı. Ayrıca önceki doğum tecrübesinin ve maternal yaşın anksiyete puanına etki ettiği sonucuna ulaştık.