Mustafa TUNÇTÜRK, Celal YEŞİLKAYA, Sezen ALARSLAN, İpek Ege GÜREL FIÇICIOĞLU, Kerim KIZILTAN, Çağatay ERMİŞ, Serkan TURAN, Remzi Oğulcan ÇIRAY, Eren HALAÇ, Gülcan AKYOL, Özge ATAY CANBEK, Gül KARAÇETİN
Bağcılar Tıp Bülteni - 2026;11(1):96-107
Amaç: Elektrokonvülsif terapi (EKT), çocuk ve ergenlerde tedaviye dirençli psikiyatrik bozuklukların yönetiminde etkili bir tedavi seçeneğidir. Ancak bu yaş grubunda EKT uygulaması için ebeveyn onayı gereklidir ve ebeveynlerin tedaviye yönelik tutumları klinik karar süreçlerini doğrudan etkilemektedir. Bu çalışma, EKT uygulanan çocuk ve ergen hastaların ebeveynlerinin tedaviye ilişkin bilgi düzeylerini, tutumlarını ve deneyimlerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Yöntem: Bu kesitsel ve tanımlayıcı çalışma, 2015-2024 yılları arasında üçüncü basamak bir psikiyatri hastanesinde EKT uygulanan 12-18 yaş arasındaki hastaların ebeveynleri ile yürütülmüştür. Toplam 78 hastanın kayıtlarına ulaşılmış ve 31 ebeveyn ile görüşme yapılmıştır. Ebeveynlere, literatürden derlenen 30 maddelik yapılandırılmış bir anket formu uygulanmıştır. Bulgular: Hastaların %67,7'si erkek olup yaş ortalaması 16,5+/-1,1 idi. En sık tanı grupları bipolar bozukluk (%38,7) ve şizofreni spektrumu ve diğer psikotik bozukluklardı (%38,7). En sık EKT endikasyonu saldırganlıktı (%41,9). Ebeveynlerin %74,2'si EKT sonrası çocuklarının psikiyatrik belirtilerinin azaldığını, %64,5'i intihar düşüncesinin gerilediğini bildirdi. Ebeveynlerin %71,0'ı yan etki gözlemlemezken, %35,5'i tedavi sürecinde korku yaşadığını belirtti. EKT'nin insancıl olmadığı düşüncesine katılım yalnızca %12,9 idi. Ebeveynlerin %45,2'si tedavinin daha erken uygulanmasını tercih ederken, %41,9'u EKT'nin son çare olması gerektiğini düşünüyordu. Ebeveyn yaşı ile bilgilendirilme düzeyi arasında orta-güçlü düzeyde negatif yönlü anlamlı korelasyonlar saptandı. Sonuç: EKT uygulanan çocuk ve ergen hastaların ebeveynleri, tedaviyi büyük oranda etkili ve güvenli olarak değerlendirmektedir. Ancak özellikle ileri yaş ebeveynlerin bilgilendirme süreçlerinde daha fazla desteğe ihtiyaç duyduğu görülmektedir. Klinisyenlerin yapılandırılmış psikoeğitim programları ile aileleri tedavi sürecine daha etkin dahil etmesi önerilmektedir.