Cemil KAYA
Atlas Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Dergisi - 2026;6(2):128-140
Amaç: Bu derlemenin amacı, endometriozis ilişkili kronik pelvik ağrı ile miyofasyal ağrı arasındaki ilişkinin patofizyolojik temellerini ortaya koymak ve güncel tedavi yaklaşımlarını kapsamlı biçimde değerlendirmektir. Yöntem ve Metot: Ocak 1990-Ekim 2025 tarihleri arasında PubMed ve Google Scholar veri tabanlarında kapsamlı bir literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Anahtar kelimeler "endometriosis", "chronic pelvic pain", 'hormonal treatment' 'surgical treatment' 'medical treatment' "myofascial pain", "pelvic floor dysfunction" ve "central sensitization" terimlerini içermiştir. Toplam 250 çalışma taranmış, önceden belirlenmiş dahil edilme kriterlerini karşılayan 45 makale nitel değerlendirmeye alınmıştır. Bulgular: Endometriozise bağlı kronik pelvik ağrının konvansiyonel tedavisi; non-steroidal antiinflamatuar ilaçlar (NSAİİ), hormonal tedavi ve cerrahi girişimleri içermektedir. NSAİİ tedavilerinin ağrı skorlarında yaklaşık %25-27 oranında iyileşme sağladığı bildirilmiştir. Kombine oral kontraseptifler yaygın olarak kullanılmakla birlikte, güncel yaklaşımlarda ilk basamakta progestajen tedavilerinin tercih edilmesi önerilmektedir. Progestajenlerin 6 aylık kullanımı sonucunda ağrı semptomlarında %40-70 oranında azalma sağlanabilmektedir. Tedaviye yanıtın yetersiz olduğu olgularda NSAİİ, GnRH agonist/antagonistleri ve aromataz inhibitörleri ile kombine rejimler uygulanabilmektedir. Endometriozis ilişkili kronik pelvik ağrı olgularında pelvik taban miyofasyal disfonksiyon sıklığının %20-90 arasında değiştiği bildirilmektedir. Bu geniş aralık, heterojen hasta popülasyonları ve tanı kriterlerindeki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Cerrahi, medikal tedavi ve fizik tedavi uygulamalarına rağmen persistan ağrı yakınması olan hastalarda santral duyarlanma mekanizmaları ile ilişkili nöroplastik ağrı fenotipi ön planda düşünülmelidir. Sonuç: Endometriozis ilişkili kronik pelvik ağrı; nosiseptif, nöropatik, miyofasyal ve nöroplastik mekanizmaların etkileşimi sonucunda ortaya çıkan multifaktöriyel bir ağrı sendromudur. Bu nedenle tedavi yaklaşımı multimodal, bireyselleştirilmiş ve biyopsikososyal model temelinde yapılandırılmalıdır. Özellikle miyofasyal komponentin erken tanınması ve hedefe yönelik tedavi stratejilerinin uygulanması, tedavi başarısını artırabilecek önemli bir klinik basamaktır.