Yasin CEYLAN, Özlem YÜKSEL AYBEK, Özgür ASLAN, Engin YURTÇU, Hakan GÜRASLAN
Jinekoloji-Obstetrik ve Neonatoloji Tıp Dergisi - 2026;23(3):340-345
Amaç: Bu çalışmanın amacı, sistemik immün-inflamasyon indeksi (SII) başta olmak üzere klinik özellikler ve hematolojik inflamatuvar belirteçlerin benign ve malign endometriyal patolojilerin ayırıcı tanısındaki tanısal değerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif kohort çalışmasına, Ocak 2017 ile Aralık 2024 tarihleri arasında üçüncü basamak bir merkezde endometriyal örnekleme yapılan 395 hasta dahil edildi. Hastalar histopatolojik bulgulara göre benign (n=195) ve malign (n=200) gruplara ayrıldı. Yaş, vücut kitle indeksi (VKİ), gravida, komorbiditeler ve başvuru şikayetleri gibi klinik değişkenler ile hematolojik parametreler analiz edildi. Nötrofil/lenfosit oranı (NLR), trombosit/lenfosit oranı (PLR) ve SII hesaplandı. İstatistiksel analizlerde Mann-Whitney U testi ve ki-kare testi kullanıldı. Tanısal performans alıcı işletim karakteristiği (ROC) eğrisi analizi ile değerlendirildi. Bulgular: Patolojik gruplar ile yaş (p<0,001), VKİ (p<0,001), hipertansiyon (p<0,001) ve gravida (p=0,004) arasında anlamlı ilişki saptandı. Malignite, 54 yaş ve üzerindeki hastalarda (%64,5) ve obez bireylerde (%45,5) daha sık görüldü. Hematolojik parametreler arasında trombosit sayısı (p=0,038) ve PLR (p=0,001) benign grupta anlamlı olarak daha yüksekti. Buna karşın lökosit, nötrofil, lenfosit sayıları ile NLR ve SII açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). ROC analizinde trombosit (AUC=0,560) ve PLR'nin (AUC=0,593) tanısal performansının düşük olduğu gösterildi. Sonuç: Özellikle yaş, VKİ, hipertansiyon ve reprodüktif öykü gibi klinik özellikler endometriyal malignitenin güçlü belirleyicileridir. Buna karşılık SII dahil hematolojik inflamatuvar belirteçlerin tanısal değeri sınırlıdır ve tek başına tanısal araç olarak kullanılmamalıdır. Bu bulgular kapsamlı klinik değerlendirmenin önemini vurgulamakta ve gelecekte klinik ve laboratuvar parametrelerini birleştiren bütünleşik prediktif modellerin geliştirilmesi gerektiğini düşündürmektedir.