Atilla BEKTAŞ, Meltem ULUSOY
Güncel Gastroenteroloji - 2025;27(2):65-71
Alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığı, dünya genelinde en yaygın kronik karaciğer hastalıklarından biri olup metabolik sendromun bileşenleriyle yakından ilişkilidir. Son yıllarda fruktoz tüketimi, özellikle endüstriyel kaynaklı fruktozun artışı, bu hastalığın patogenezinde önemli bir diyet belirleyicisi olarak öne çıkmıştır. Doğal ve bütün halde tüketilen meyvelerde bulunan früktoz; lif, polifenoller ve antioksidanlardan zengin bir biyolojik matris içinde yer almaktadır. Bu yapı bağırsak emilimini yavaşlatarak postprandiyal metabolizmayı düzenler. Karaciğer üzerine aşırı yüklenmeyi sınırlar. Böylece metabolik açıdan potansiyel koruyucu etki sağlayabilir. Buna karşılık, yüksek fruktozlu mısır şurubu gibi endüstriyel fruktoz kaynakları hızlı emilir. Bağırsak ve karaciğerin düzenleyici mekanizmalarını kısmen baypas ederek hepatik dolaşıma yüksek miktarda ulaşır. Bu durum de novo lipogenezin artması, karaciğer yağ birikimi, oksidatif stres ve inflamatuvar yanıtların tetiklenmesi ile sonuçlanır. Başlıca sağlık otoriteleri ilave şeker tüketiminin sınırlandırılmasını ve taze meyve tüketiminin dengeli bir diyet bağlamında teşvik edilmesini önermektedir. Meyve, sebze, zeytinyağı, tam tahıllar, baklagiller ve omega-3 yağ asitlerinden zengin Akdeniz diyeti bu bağlamda metabolik açıdan koruyucu bir model sunmaktadır. Bu beslenme örüntüsünde yer alan lif, polifenoller, antioksidanlar ve omega-3 yağ asitleri fruktoz kaynaklı lipogenezi azaltır. İnsülin duyarlılığını artırır ve hepatik inflamasyonu baskılar. Bulgular fruktozun miktarından çok kaynağı ve biyolojik bağlamının hastalığın önlenmesi ve yönetiminde belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca bu hastalıkta meyve tamamen yasaklanmamalı, elma, nar ve yaban mersini gibi karaciğer dostu meyveler porsiyon kontrolü ile tüketilmeli, düşük glisemik indeksli taze seçenekler tercih edilmeli, buna karşın meyve suları, püreleri ve kuru meyveler sınırlandırılmalıdır.