Türk Medline
ADR Yönetimi
ADR Yönetimi

ENTEROPATİ-TİPİ T-HÜCRELİ LENFOMA OLGULARINDA EBER İN SİTU HİBRİDİZASYON YÖNTEMİYLE EPSTEİN-BARR VİRÜS İLİŞKİSİNİN ARAŞTIRILMASI

BAŞAK DOĞANAVŞARGİL, SERAP KARAARSLAN, BANU SARSIK, FATİH TEKİN, MELTEM SEZİŞ, SALİHA SOYDAN, MİNE HEKİMGİL

Türk Patoloji Dergisi - 2008;24(1):6-13

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji AD, İZMİR

 

“Enteropati-tipi T-hücreli lenfoma (ETTHL)“, intraepitelyal T-lenfositleri kökenli bir “matür ekstranodal T ve NK hücreli lenfoma“ türüdür. Tüm non-Hodgkin lenfomalar içerisindeki oranı %1’in altındadır. Gelişiminde gliadin hipersensitivitesi (Çöliak hastalığı) rol oynar. Ancak Güney ve Orta Amerika’dan bildirilen bazı vakaların Epstein- Barr virüsü (EBV) ile ilişkili olduğu öne sürülmektedir. Çalışmamızda, Anabilim Dalı’mızda ETTHL tanısı alan beş olgudaki EBV varlığı, EBV erken RNA (EBER) probu kullanılarak kromojenik in situ hibridizasyon yöntemiyle araştırılmıştır. Olgular, 1997-2007 yılları arasında, lösemik ve kutanöz tipler dışında ekstranodal ve nodal T ve NK hücreli lenfoma tanısı alan 94 hasta arasından derlenmiştir ve bu grubun %5.3’ünü oluşturmaktadır. Yaş ortalamaları 47.2±13.6 (dağılım: 27-63) olup ikisi kadın, üçü erkektir. Diyare, karın ağrısı ve kilo kaybı en sık rastlanan başvuru yakınmalarıdır. Tümörlerin hepsi ince barsakta yerleşmiştir, yüzeyleri ülseredir. Neoplastik hücreler, iki olguda büyük, diğerlerinde küçük/orta büyüklükte atipik lenfoid hücre görünümündedir. CD3+, CD4-, CD8± immünfenotip ve sitotoksik granüller göstermektedirler. Tüm olgularda komşu mukozada enteropati bulguları mevcuttur. Modifiye Marsh evresi, bir olguda Tip IIIA, üç olguda Tip IIIB, bir olguda da Tip IV olarak değerlendirilmiştir. EBER pozitifliği, yalnızca böbrek transplantasyonu öyküsü olan bir olguda ve az sayıda (<%5), izole reaktif lenfoid hücre ve immünoblast olabileceği düşünülen, hücrede izlenmiştir. Araştırmamızda ETTHL ile EBV’nin ilişkili olduğunu düşündürecek güçlü bir veri elde edilmemiştir. Serimizdeki ETTHL’ların, tüm T ve NK hücreli neoplaziler içerisindeki oranının, özellikle Uzakdoğu serilerinden yüksek olması, Çöliak hastalığı prevalansının yüksek olduğu ülkelerden biri olmamızla ilişkilendirilmiştir. Ancak epidemiyolojik düzeyde daha güvenilir veri oluşturabilmek için kombine immünhistokimyasal ve moleküler yöntemlerle desteklenmiş, çok merkezli çalışmalara ihtiyaç vardır.