EREKTİL DİSFONKSİYON VE FİZYOTERAPİ

Mesut ARSLAN

Androloji Bülteni - 2026;28(2):115-121

Bitlis Eren Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü, Bitlis, Türkiye

 

Erektil disfonksiyon (ED), tatmin edici bir cinsel ilişki için gerekli olan penil ereksiyonu elde etme veya sürdürmede yaşanan yetersizlik olarak tanımlanır. Prevalansı yaşla birlikte artmakta olup, ülkemizde özellikle 40 yaş üstü bireylerde %33'e kadar çıkabilmektedir. ED'nin etiyolojisinde kardiyovasküler risk faktörleri, nörojenik sebepler, endokrin bozukluklar, psikojenik durumlar ve lumbopelvik bölgedeki disfonksiyonlar gibi multifaktöriyel nedenler rol oynar. Tüm bu faktörler; endotelyal disfonksiyon ve sistemik enflamasyon, aşırı sempatik aktivite ve artan periferal katekolaminler, pelvik kan akımı ve penil oksijenasyonda azalma ve dolayısıyla ED ile sonuçlanmaktadır. Bu derlemede, ED'de fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımları güncel kılavuzlar (AUA 2018, EAU 2025) ve kanıta dayalı literatür eşliğinde incelenmiş, Oxford Kanıt Düzeyi Sınıflaması (OCEBM 2011) kullanılarak kanıt düzeyi analizi yapılmıştır. Kanıt düzeyi analizi, yaşam tarzı değişiklikleri (Level 1-3) ve aerobik/direnç egzersiz eğitiminin (Level 1-2) en güçlü kanıt düzeyine sahip olduğunu göstermektedir. Pelvik taban kas eğitimi de güçlü kanıt düzeyiyle (Level 1-2) öne çıkmakla birlikte, bu alanda daha kesin sonuçlara ulaşmak için ileri randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Düşük yoğunluklu ekstrakorporeal şok dalga tedavisi (LI-ESWT) (Level 1), hafif vaskülojenik ED'li ve PDE5i'ye kısmi yanıt veren hastalarda alternatif tedavi seçeneği iken, elektrik stimülasyonu (Level 1-2) ve manuel tedavi (Level 5) için kanıtlar yetersizdir. ED'li bireylerin fizyoterapi programları oluşturulurken bu kanıt düzeyleri ve klinik öneriler dikkate alınmalı, multidisipliner ekip anlayışıyla hareket edilmelidir. Özellikle düşük kanıt düzeyine sahip yöntemler için daha fazla randomize kontrollü çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır.