ERKEK İNFERT İLİTESİNDE M İTOKONDR İ DİNAM İĞİNİN ROLÜ

Nazila FARHANGZAD, Oya Sena AYDOS

Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dergisi - 2026;50(2):433-442

Ankara University, Faculty of Medicine, Department of Medical Biology, 06230, Ankara, Turkey

 

Giriş: Mitokondriler hücresel enerjinin büyük kısmını sağlar ve bu organellerdeki işlev bozuklukları, özellikle üreme sistemi gibi yüksek enerji gereksinimi olan dokuları etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı, mitokondriyal dinamiklerin erkek infertilitesi ve spermatogenezdeki rolünü değerlendirmektir. Sonuç ve Tartışma: Mitokondriler, hücresel homeostazın ve fonksiyonların sürdürülmesi açısından kritik öneme sahip olan füzyon, fisyon ve mitofaji süreçlerinden sürekli olarak geçen dinamik organellerdir. Füzyon ve fisyon süreçleri mitokondriyal morfolojiyi düzenlerken, mitokondriyal içeriklerin dengeli dağılımını ve bütünlüğünü sağlar; mitofaji ise hasarlı mitokondrilerin seçici olarak uzaklaştırılmasında rol oynar. Bu süreçlerde meydana gelen aksaklıklar, mitokondriyal heterojenitenin artmasına ve hücresel fonksiyonların bozulmasına yol açabilmektedir. Spermatogenez süreci, özellikle germ hücrelerinin olgun spermatozoalara farklılaşması sırasında, belirgin metabolik geçişler ve mitokondriyal morfolojik değişiklikler ile karakterizedir. Bu süreçte Sertoli hücreleri, gelişen germ hücrelerine yapısal ve metabolik destek sağlamaktadır. Memelilerde mitokondriyal dinamikleri düzenleyen temel mekanizmalar büyük ölçüde tanımlanmış olmakla birlikte, bu süreçlerin insan spermatogenezi üzerindeki etkileri henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Çalışmalar, mitokondriyal dinamiklerin mayoz ve germ hücre farklılaşması açısından kritik rol oynadığını göstermektedir. Bu bağlamda, söz konusu süreçlerin spermatogenezde düzenleyici kontrol noktaları olarak işlev görebileceği ve erkek infertilitesinin patogenezine katkıda bulunabileceği düşünülmektedir. Mitokondriyal dinamiklerle ilişkili belirteçlerin infertil erkeklerde değişen ekspresyon profilleri, hastalık mekanizmalarının anlaşılmasına katkı sağlayabilir ve yeni tanısal ile terapötik yaklaşımların geliştirilmesine zemin hazırlayabilir.