Ayşegül KÖR, Ufuk ÇAKIR
Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi - 2026;28(2):307-313
Amaç: Respiratuvar distres syndrome (RDS), özellikle prematüre bebeklerde yenidoğan mortalite ve morbiditelerinin önemli bir nedenidir . RDS için çeşitli ilişkili faktörler tanımlanmış olmasına rağmen, bu faktörlerinin RDS klinik sonuçları ile ilişkilerine yönelik veriler sınırlıdır . Çalışmamızda, prematüre bebeklerde RDS için ilişkili faktörlerini ve RDS'nin klinik sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde, izlenen, gebelik haftası <=32 hafta doğan prematüre bebekler dâhil edildi. Hastaların RDS ilişkili faktörlerinin değerlendirilmesi için antenatal, natal ve postnatal döneme ait özellikleri retrospektif ve kesitsel olarak kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya 183'ü kız (%45,2) ve 222'si (%54,8) erkek olmak üzere toplam 405 hasta dahil edildi. Hastaların ortalama doğum ağırlığı 1255+/-515 g ve doğum haftası 28,5+/-3,0 hafta idi. Hastaların 249'u (%61,5) RDS ve 156'sı (%38,5) RDS olmayan prematüre bebekti. Düşük gebelik yaşı ve doğum ağırlığı, doğum salonu resusitasyon, düşük Apga r skorları, yüksek CRIB skoru, yüksek SNAP-PE II skoru, pulmoner kanama, pnömotoraks, bronkopulmoner displazi (BPD), patent duktus arteriozus (PDA), uzamış mekanik ventilasyon ve oksihen destek süresi, hastanede yatış süresi ve mortalite RDS için ilişkili faktörlerdi (p<0,05). Çok değişken li lojistik regresyon analizi sonrasında PDA varlığı RDS için bağımsız ilişkiliydi (olma olasılığı (OR): 3,013 %95 güven aralığı (CI) 1,101-8,243, p=0,032). Sonuç: Çalışmamızda PDA varlığının RDS için bağımsız ilişkili faktör olduğu tespit edildi. RDS ilişkili bilinen ilişkili faktörlerine ek olarak PDA ile RDS arasındaki yakın ilişkinin daha detaylı prospektif çalışmalar ile değerlendirilme lidir. Elde edilecek veriler ışığında yeni PDA yönetim stratejileri RDS yükünü azaltabilir ya da tam tersi de geçerlidir.