Ayfer DURAK
Family Practice and Palliative Care - 2026;11(1):14-21
Giriş : Geriatrik sendromlar, yaşlı bireylerde sık görülen, genellikle birden fazla sistemin etkileşimi sonucu ortaya çıkan ve yaşlı sağlığını olumsuz yönde etkileyen önemli klinik durumlardır. Bu sendromlar, cinsiyete göre farklılık gösterebilir.Bu sendromlarla ilişkili risk faktörlerinin erken dönemde belirlenmesi ve uygun müdahalelerin zamanında uygulanması, ileride ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarının önlenmesine katkı sağlayabilir. Düşme korkusu yaşlı bireylerde hem doğrudan hem de dolaylı yollarla yaşam kalitesini etkileyen önemli bir risk faktörüdür. Bu çalışmada, geriatrik sendromların cinsiyete göre dağılımını ve bu sendromların düşme korkusuyla olan ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık. Yöntem: Bu çalışma, Haziran 2023 ile Ağustos 2024 tarihleri arasında üçüncü basamak bir hastanenin geriatri polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri bireylerde, geriatrist tarafından yapılan kapsamlı geriatrik değerlendirme verilerinin geriye dönük incelenmesiyle gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların demografik verileri [yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi (<=5 yıl, >5 yıl), yalnız yaşama durumu],eşlik eden hastalıkları (komorbiditeler) ve geriatrik sendromları kaydedilmiştir. Geriatrik sendromlar kapsamında; fonksiyonellik [günlük yaşam aktiviteleri (GYA) ve enstrümantal günlük yaşam aktiviteleri (EGYA)], kırılganlık, sarkopeni, beslenme durumu, depresyon, bilişsel işlevler, uyku bozukluğu, üriner inkontinans, düşme öyküsü, düşme korkusu ve polifarmasi durumu kaydedildi. Katılımcılar, düşme korkusunun varlığına göre iki gruba ayrılmışve düşme korkusuyla bağımsız ilişkili faktörleri belirlemek için lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya toplam 294 hasta (% 68,4'i kadın, ortalama yaş 76,14 +/- 6,77) dahil edildi. Geriatrik sendromlardan EGYA bağımlılığı, kırılganlık, sarkopeni, bilişsel bozukluk, üriner inkontinans ve düşme korkusu kadınlarda daha sık görülürken (sırasıyla p=0, 032; 0,030; 0,014; 0,020; 0,011; 0,034), beslenme sorunları erkeklerde daha yaygındı (p = 0,031). Düşme korkusu prevalansı %46,6 saptandı. Düşme korkusu GYA/EGYA bağımlılığı, kırılganlık, sarkopeni, depresyon, üriner inkontinans ve düşme öyküsü ile anlamlı ilişki göstermiştir. Yaş, kırılganlık, düşme öyküsü ve depresyon, düşme korkusunun bağımsız belirleyicileri olarak bulunmuştur(sırasıyla p<0,001; 0,016;<0,001; 0,00 1). Sonuç: Bazı geriatrik sendromların kadınlarda daha sık görülmesi, yaşlı kadınların sağlık ihtiyaçlarına daha fazla dikkat gösterilmesi gerektiğini düşündürebilir. Düşme korkusu gibi iyileştirilebilir risk faktörlerinin erken dönemde tanınması, kırılganlık ve depresyonun önlenmesine katkı sağlayabilir. Bu risk faktörünün, özellikle yaşlı bireylerin sık başvurduğu birinci basamak sağlık hizmetlerinde taranması ve uygun şekilde yönetilmesi, yaşam kalitesinin artırmasına önemli katkı sağlayabilir. Nedenselliği belirlemek için çok merkezli prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.