UFUK YETKİN, CENGİZ ÖZBEK, GÖNÜL GÜVENÇ, ALİ GÜRBÜZ
Turkish Journal of Vascular Surgery - 2003;12(1):11-17
Amaç: Glomus karotikum tümörü, damar cerrahlarının oldukça nadir karşılaştıkları yavaş büyüyen nöroektodermal kökenli tümörlerdir. Cerrahisi, boyundaki vasküler yapılara ve kranial sinirlere olan komşuluğu dolayısıyla, ayrıca ileri derecede vaskülarize yapısı nedeniyle oldukça zordur. Bu çalışmada kliniğimizde son 10 yıllık sürede glomus karotikum tümörü ön tanısıyla opere ettiğimiz 12 olgunun tanı yöntemleri, ayırıcı tanı ve cerrahi tedavinin geçerliliği açısından literatür desteğinde aktarılması amaçlandı. Yöntem: 1992-2002 yılları arasında kliniğimizde GKT ön tanısı konulan 12 hastaya cerrahi girişim uygulanmıştır. 7'si (%58.3) kadın olup yaş ortalaması 44 idi. Tüm hastalarda başvuru yakınması boyundaki kitleydi. Kitlenin ilk fark edilmesinden hastaneye başvurana dek olan süre ortalama 14 aydı. Selektif karotis anjiografisi ve Doppler ultrasonografi birincil olarak başvurulan tanı araçlarıydı. Tüm olgularda tek taraflı yerleşim mevcut olup familyal geçiş saptanmadı. Hastalarımızın tümü genel anestezi altında standart tekniğimizle opere edildiler. Cerrahi tedavi ile kitleleri total olarak çıkartıldı. Bulgular: Preoperatif tanılandırım incelenmelerinde GKT olarak tanımlanan ve yanlış tanılandırılmış bir servikal schwannoma olgusunu peroperatif saptadık. Kitle total olarak rezeke edilerek tüm pedikül yapısı dahil olmak üzere çıkartıldı. Hiçbir olgumuzda mortalite görülmedi. Peroperatif dönemde cerrahi komplikasyon olmadı. Ortalama takip süresi 4.2 yıl olup erken ve geç döneme ait nörolojik komplikasyon ya da kitlenin nüks etmesi tespit edilmedi. Servikal schwannoma olgusu hariç diğer 11 olgumuzun histopatolojik değerlendirimi GKT (paraganglioma) ile uyumlu bulunmuştur. Hastanede kalış süresi ortalama 3.8 gün olarak gerçekleşti. Sonuç: GKT için cerrahi rezeksiyon küratif bir tedavidir. Cerrahi rezeksiyon en iyi tedavi şekli olmakla birlikte mümkün olduğunca erken uygulanmalı ve komplikasyonları düşünülerek dikkatlice planlanmalıdır. Serimizde mortalite ile morbiditenin gözlenmeyişinin tanı ve cerrahi tekniklerdeki ilerlemeler sayesinde peroperatif dikkatli subadventisyal disseksiyon prensibine uyularak yapılan yaklaşımla gerçekleştiği inancındayız.