EYLEM YILDIRIM, DURSUN TATAR
İzmir Göğüs Hastanesi Dergisi - 2025;39(1):23-36
Amaç: Bu çalışmanın amacı, pulmoner tromboembolizm (PTE) ön tanısı ile akciğer hastalıkları hastanesi acil servisine başvuran hastaların tanı doğruluğunu değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Retrospektif olarak gerçekleştirilen bu çalışmada, bir yıllık süre zarfında İzmir Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’ne PTE şüphesiyle başvuran 124 hasta incelenmiştir. Demografik veriler, klinik semptomlar (dispne, göğüs ağrısı, senkop), risk faktörleri (immobilizasyon, malignite) ve laboratuvar bulguları (D-dimer, pro-BNP) kaydedilmiştir. Tanısal yaklaşımlarda bilgisayarlı tomografi pulmoner anjiyografi (CTPA) ve ventilasyon-perfüzyon (V/Q) sintigrafisi gibi yöntemlere başvurulmuştur. Risk sınıflandırması için Wells skoru ve basitleştirilmiş Pulmoner Embolizm Şiddet Endeksi (sPESI) kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 65.6 ± 16.9 yıl olup, %58.9’u kadındı. En yaygın semptom dispne (%88.7) iken, bunu sırasıyla göğüs ağrısı (%30.6) ve senkop (%6.5) takip etmiştir. Sağ ventrikül aşırı yüklemesi, hastaların %36.1’inde gözlemlenmiştir. PTE, 69 hastada (%55.6) doğrulanırken, 55 hastada (%44.4) ekarte edilmiştir. D-dimer seviyeleri, PTE hastalarında anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur (4445.8 ± 3279.2 vs. 2561.9 ± 2450.7, p=0.003). PTE grubundaki hastaların Wells skorları daha yüksek çıkmış; yüksek olasılık grubunda PTE hastalarında %30.4 iken, non-PTE grubunda bu oran %5.5 olarak belirlenmiştir (p<0.001). Ayrıca, immobilizasyon oranları PTE grubunda %55.1 iken, non-PTE grubunda %32.7 olarak saptanmıştır (p=0.020). Tanısal yöntem olarak CTPA, PTE hastalarında %78.3, non-PTE hastalarında ise %60 oranında kullanılmıştır (p=0.170). Sonuç: Bu çalışma, PTE tanısında klinik skor sistemleri, laboratuvar belirteçleri ve görüntüleme yöntemlerinin entegrasyonunun önemini ortaya koymakta; yapılandırılmış bir yaklaşımın tanı doğruluğunu artırarak hasta yönetimini iyileştirdiğini göstermektedir.