HIV İLE KOENFEKTE BİR VİSERAL LAYŞMANYAZ OLGUSUNDA TANI VE TEDAVİ DENEYİMİ

Mehmet Ali TÜZ, Yener ÖZEL, Derya TUNA ECER, Gülce Eylül ALDEMİR, Ahmet ÖZBİLGİN

Mikrobiyoloji Bülteni - 2026;60(3):415-423

Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Balıkesir

 

İnsan immün yetmezlik virüsü [human immunodeficiency virus (HIV)] enfeksiyonu ile birlikte görülen viseral layşmanyaz olgularında klinik tablo daha ağır seyretmekte, tanı ve tedavi süreçleri daha karmaşık hale gelmektedir. Bu olgu raporunda, HIV ile eş zamanlı olarak yerli viseral layşmanyaz koenfeksiyonu saptanan bir hastaya ait klinik bulgular, tanı yaklaşımları ve tedavi süreci sunulmuştur. Yakın zamanda HIV tanısı almış 60 yaşındaki erkek hasta antiretroviral tedavi altında sebat eden pansitopeni nedeniyle ileri tetkik amacıyla yatırılmıştır. Fizik muayenesinde, laboratuvar tetkiklerinde ve görüntülemelerde hepatosplenomegali ve jeneralize lenfadenopati dışında bulgu saptanmamıştır. Yapılan incelemelerde sık görülen fırsatçı enfeksiyonlar ve HIV ile ilişkili maligniteler lehine yönlendirici bir bulgu elde edilememiştir. Hastanın öyküsü tekrar sorgulandığında köyde yaşadığı ve çevrede çoban köpekleri olduğu öğrenilmesi üzerine yapılan periferik kan yaymasında Leishmania IFAT (1/1024), rK39 hızlı antijen testi, Giemsa boyalı yayma ve polimeraz zincir reaksiyonu [polymerase chain reaction (PCR)] pozitif saptanmıştır. NNN besiyerinde promastigot formlar görülen hastada yapılan PCR testinde tür Leishmania infantum/donovani olarak saptanmıştır. Toplam 50 mg doza ulaşacak şekilde lipozomal amfoterisin B ile primer tedavi verilen hastada, tedavinin ardından dört hafta sekonder profilaksi uygulanmıştır. Takiplerde nüks lehine klinik ve laboratuvar bulgu saptanmayan hasta son profilaksi dozundan dört hafta sonra kronik kalp yetmezliği tanısı ile ilişkili olduğu öngörülen miyokard enfarktüsü nedeniyle eksitus olmuştur. Bu olgu, Türkiye'de bildirilen ikinci HIV ve viseral layşmanyaz koenfeksiyonu olması ve sekonder profilaksi uygulanan ilk olgulardan olması açısından dikkat çekicidir. Ayrıca, HIV-Leishmania koenfeksiyonunda periferik kan temelli tanısal yaklaşımların ve moleküler tiplendirmenin uygulanabilirliğini ortaya koyarak literatüre özgün katkı sağlamaktadır.