HUZURSUZ BACAK SENDROMLU HASTALARDA TEMPOROMANDİBULAR EKLEM BOZUK PREVALANSI VE HASTALIK AKTİVİTESİYLE İLİŞKİSİ

Rumeysa SAMANCI, Ayşegül ÖZYILMAZ, Sümeyye UÇAR MEYDAN, Mine AKSEL, Safinaz ATAOĞLU, Abdulkadir KAYA

Anadolu Kliniği Tıp Bilimleri Dergisi - 2026;31(2):221-227

Düzce Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Düzce

 

Amaç: Huzursuz Bacak Sendromu (HBS) ve temporomandibular bozukluklar (TMB), santral sensitizasyon, stres, anksiyete ve uyku bozuklukları ile ilişkili durumlar olup, bu açıdan ortak bir etyopatogenez temelini paylaşabilirler. Bu çalışmanın amacı, HBS tanısı alan hastalarda TMB prevalansını belirlemek ve TMB varlığının hastalık aktivitesiyle olan ilişkisini değerlendirmektir. Yöntemler: Bu çalışma, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nin Nöroloji ve Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon kliniklerinde yürütülmüştür. Uluslararası Huzursuz Bacak Sendromu Çalışma Grubu'nun (IRLSSG) dört temel tanı kriteri esas alınarak bir nörolog tarafından HBS tanısı konulan, 18-65 yaş aralığındaki toplam 83 hasta çalışmaya dâhil edilmiştir. TMB değerlendirmesi için Fonseca Anamnestik Anketi (FA) uygulanmış, HBS şiddeti ise Huzursuz Bacak Sendromu Şiddet Skalası (HBSŞS) ile ölçülmüştür. Bulgular: Katılımcıların %73,5'i (n=61) kadın, %26,5'i (n=22) erkek olup, yaş ortalaması 58,55+/-13,32 yıl olarak hesaplanmıştır. HBS'li hastaların %36,1'inde bruksizmle ilişkili şikayetler saptanmıştır. FA sonuçlarına göre hastaların %49,4'ü (n=41) TMB açısından şüpheli bulunmuştur. HBSŞS skoru ile TMB varlığı arasında yapılan istatistiksel analizde anlamlı bir fark tespit edilmemiştir (p=0,130). Ancak, HBSŞS skoru ile FA skoru arasında orta düzeyde, pozitif yönde anlamlı bir korelasyon saptanmıştır (r=0,328; p=0,002). Sonuç: HBS tanılı hastaların yaklaşık yarısı TMB açısından risk altındadır. FA, HBS hastalarında TMB'nin değerlendirilmesinde pratik ve etkili bir tarama aracı olarak kullanılabilir. Bununla birlikte, TMB tanısının doğrulanması için kapsamlı bir klinik muayene ve ileri tanısal yöntemlerin kullanıldığı daha geniş örneklemli çalışmalara ihtiyaç vardır.