Aybüke BÜYÜKKAĞNICI
Türkiye Biyoetik Dergisi - 2026;13(1):25-40
Bu derleme, yüksek güvenlikli adli psikiyatri hastanelerinde zorunlu psikiyatrik tedavi gören kadınların bakım verme ve annelik sorumluluklarıyla ilişkili etik ikilemlerini feminist sosyal hizmet perspektifinden ele almaktadır. Bu kurumlarda kadınlar çoğunlukla hukuki ve klinik kimlikleri üzerinden tanımlanmakta, bakım emeği ve bakım verici rolleri ise kurumsal ve hukuki karar süreçlerinde çoğu zaman görünmez kalmaktadır. Çalışma, uluslararası hakemli literatüre dayalı kapsam belirleme odaklı bir sentez olarak kurgulanmış, tematik sentez ve etik analiz yaklaşımıyla yürütülmüştür. Sentez, bakım verme sorumluluklarının kadınların zorunlu tedavi deneyiminde merkezî bir yerde durduğunu göstermektedir. Bu sorumluluklar tedaviye katılımı, psikolojik yükü, ahlaki çatışmayı ve bakım ilişkilerinin sürekliliğini etkileyebilmektedir. Kadınlar bir yandan tedaviye ve kurumsal düzenlemelere uyum beklentileriyle karşılaşırken, diğer yandan çocuklarına ya da bağımlı yakınlarına yönelik bakım sorumluluğunu sürdürme baskısı yaşayabilmektedir. Bu gerilim, zorunlu tedaviyi biçimsel olarak cinsiyet nötr kuran, ancak ilişkisel ihtiyaçları ve bakım bağımlılıklarını dikkate almayan toplumsal cinsiyet körü düzenlemeler içinde daha da derinleşmektedir. Feminist etik ve bakım etiği çerçevesinde yapılan değerlendirme, zorunlu tedavi sürecinde bakım verme sorumluluklarının kesintiye uğramasının yalnızca klinik ya da hukuki bir mesele olarak değil, bakım emeğinin eşitsiz dağılımı ve toplumsal adaletsizlikle bağlantılı yapısal bir etik sorun olarak ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Analiz, kadınların kurumsal denetime tabi tutulurken bakım sorumluluğunun ahlaki yükünü taşımaya devam edebildiğini, bu çifte yükün ilişkisel özerkliği zedeleyebileceğini ve eşdeğer bakım ilkesinin pratikte sorunlu biçimde işlemesine katkı sunabileceğini düşündürmektedir. Derleme, bu etik ikilemlerin ele alınmasında sosyal hizmetin rolüne işaret etmekte, müdahalelerin bireysel destekle sınırlı kalmamasını önermektedir. Aile odaklı koordinasyon, hak temelli savunuculuk ve bakım sürekliliğini etik bir yükümlülük olarak tanıyan kurumsal düzenlemeler bu çerçevede öne çıkmaktadır.