Türk Medline
ADR Yönetimi
ADR Yönetimi

KARDİYOPULMONER RESÜSİTASYONA BAĞLI RENAL VEN VE ÇOKLU İÇ ORGAN YARALANMALARI: NADİR BİR ADLİ OTOPSİ OLGUSU

Burak KAYA, Serbülent KILIÇ, Abdulkadir SANCI

Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi - 2026;32(1):103-107

Artvin Branch Office, Council of Forensic Medicine, Artvin-Türkiye

 

Kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR) hayat kurtarıcı bir girişim olmakla birlikte, özellikle uzun süren veya şiddetli uygulamalarda çeşitli travmatik yaralanmalara neden olabilmektedir. Viseral organ yaralanmaları nadir görülse de ölümcül sonuçlar doğurabilmektedir. Bu olgu sunumunda, KPR sonrasında gelişen perikart ve miyokart laserasyonlarının yanı sıra karaciğer laserasyonu ile renal pelvis ve renal ven yaralanmalarını içeren nadir ve çoklu iç organ yaralanmalarını içeren bir postmortem olgu sunulmaktadır. Yolda bilinci kapalı halde bulunan 70 yaşındaki erkek hasta, acil servise getirilmiş ve kardiyak arrest nedeniyle KPR uygulanmıştır. Tüm tıbbi müdahalelere rağmen yaşama döndürülememiştir. Laboratuvar testlerinde kardiyak ve karaciğer enzimlerinde yükselme saptanmıştır. Ölümün şüpheli bulunması üzerine adli otopsi yapılmıştır. Dış muayenede darp-cebir izine rastlanmamış, sternum üzerindeki yanık defibrilatör pedine bağlı olarak değerlendirilmiştir. KPR'ye bağlı sternum ve çok sayıda kosta kırığı, perikardiyal yaralanma ile birlikte miyokardda transmural olmayan laserasyon, hafif intraperitoneal hemoraji, karaciğer ve böbrekte laserasyonlar ile sol renal vende milimetrik yaralanma tespit edilmiştir. Histopatolojik incelemede koroner arterlerde ileri düzey ateroskleroz (yaklaşık %80 lümen daralması) izlenmiştir. Toksikolojik analizde yalnızca tedavi edici düzeyde ilaç saptanmıştır. Hastanın hipertansiyon öyküsü bulunmakta olup, yakın dönemde kardiyolojik takip yapılmadığı öğrenilmiştir. Güvenlik kamerası kayıtlarında kişinin göğsünü tutarak yere yığıldığı görülmüştür. Sonuç olarak, bu olgu KPR sonrası nadir görülen çoklu iç organ yaralanmalarına dikkat çekmektedir. Özellikle yaşlı bireylerde doku dayanıklılığının azalması nedeniyle perikardiyal, miyokardiyal, hepatik ve renal ven yaralanmaların hem klinik hem de adli değerlendirmelerde göz önünde bulundurulması önemlidir.