KLİNİK TANILI MRG-NEGATİF TEMPORAL LOB EPİLEPSİSİNDE HİPOKAMPAL ALT ALANLARDA GÖZLENEN HACİM DEĞİŞİMLERİ

Ceyhun SAYMAN, Elif ÖZDEMİR, Sena GÜNEŞ, Shair Shah SAFA, Fatih BACAK, Ayşe KARAKUŞ, Seda ARSLAN, Lütfü HANOĞLU, Şeyda ÇANKAYA, Burak YULUĞ

Nöropsikiyatri Arşivi - 2026;63(1):495-501

Sağlık Bakanlığı Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nöroloji Kliniği, Antalya, Türkiye

 

Giriş ve Amaç: Temporal lob epilepsisi (TLE) olgularının yaklaşık %20-30'unda konvansiyonel manyetik rezonans görüntülemede (MRG) herhangi bir anormallik saptanmaz. İnteriktal elektroensefalografi (EEG) kayıtlarının da kalıcı olarak normal olduğu durumlarda tanı ve lateralizasyon önemli klinik zorluklar oluşturur. Bu çalışmada, "elektro-klinik olarak sessiz" MRI-negatif olgularda otomatik hipokampal alt alan volumetrisinin ince yapısal değişiklikleri saptayıp saptayamayacağını ve bu bulguların nöbet semiyolojisi ile ilişkisini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Klinik olarak tanı almış MRI-negatif/EEG-negatif TLE'li 24 hasta ile yaş açısından eşleştirilmiş 26 sağlıklı kontrol analiz edildi. 1,5-T MRG'de görsel olarak normal bulgulara rağmen, hipokampal alt alan hacimleri otomatik segmentasyon yöntemi (volBrain) kullanılarak elde edildi. Nöbet semiyolojisi klinik-anatomik ilişkiyi değerlendirmek amacıyla sistematik olarak kategorize edildi. Bulgular: Temporal lob epilepsisi hastalarında, sağlıklı kontrollere kıyasla sağ CA4-dentat girus (CA4-DG) alt alanında anlamlı ve seçici hacim azalması saptandı (p=0,003). Bu fark yaş, cinsiyet ve toplam intrakraniyal hacim için düzeltme yapıldıktan sonra da anlamlılığını korudu (p=0,002). Diğer hipokampal alt alanlarda (CA1, CA2/3 ve subikulum) istatistiksel olarak anlamlı bir hacim farkı gözlenmedi, bu da yapısal değişikliklerin belirgin şekilde CA4-DG alt alanına özgü olduğunu göstermektedir. Sonuç: Bu bulgular, seçici CA4-DG atrofisinin MRI-negatif TLE fenotipinin belirleyici bir özelliği olabileceğini ve "dentat kapı (dentate gate)" yetersizliği hipotezini desteklediğini göstermektedir. Kantitatif volumetri, 3-T MRG veya invaziv monitörizasyon gibi ileri tekniklerin erişilebilir olmadığı sınırlı kaynaklı ortamlarda önemli bir tanısal araç sunmaktadır. Bu objektif yapısal belirtecin kapsamlı semiyolojik analiz ile birlikte değerlendirilmesi, tanısal doğruluğu artırmakta ve zor tanı konulan non-lezyonel TLE olgularında erken klinik müdahaleyi kolaylaştırmaktadır.