Zeynep Konukçu MEHDİLİ, Özgün Selim GERMİYAN, Afig Huseyinov BERDELİ, Yiğit UYANIKGİL
Ege Journal of Medicine - 2026;65(2):357-368
Amaç: Kök hücreler, biyolojik sistemlerin gelişiminde kritik öneme sahip; kendi kendilerini yenileyebilen ve uygun ortamlarda farklı hücre tiplerine dönüşebilme (farklılaşma) potansiyeli olan özelleşmemiş öncül hücrelerdir. Embriyonik dokulardan kemik iliğine, göbek kordonundan yetişkin organlarına kadar pek çok dokuda bulunurlar. Bu hücreler, asimetrik bölünme mekanizması sayesinde bir yandan kök hücre havuzunun devamlılığını sağlarken diğer yandan doku onarımı ve yenilenmesi süreçlerinde merkezi rol üstlenirler. Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamında kök hücreler; farklılaşma potansiyellerine göre totipotent, pluripotent, multipotent, oligopotent ve unipotent olarak beş grupta sınıflandırılmıştır. Kaynaklarına göre ise embriyonik ve yetişkin kök hücreler olarak iki ana başlık altında ele alınmıştır. Ayrıca, somatik hücrelerin yeniden programlanmasıyla elde edilen indüklenmiş pluripotent kök hücreler ve tümör oluşumundan sorumlu olan kanser kök hücrelerinin biyolojik özellikleri, yüzey belirteçleri (CD34, CD133, CD44 vb.) ve bölünme türleri literatür verileri ışığında analiz edilmiştir. Sonuç: Kök hücreler; rejeneratif tıp ve doku mühendisliği alanında lösemi, Parkinson, diyabet ve kalp hastalıkları gibi pek çok dejeneratif sürecin tedavisinde devrimsel bir terapötik potansiyel taşımaktadır. İndüklenmiş pluripotent kök hücreler teknolojisi, embriyonik hücre kullanımına bağlı etik sorunları aşma ve hastaya özgü bağışıklık reddi riskini azaltma noktasında büyük avantajlar sunmaktadır. Ancak, özellikle pluripotent hücrelerin teratom oluşturma riski, genetik stabilite sorunları ve bağışıklık sisteminin nakledilen hücreleri reddetme olasılığı klinik uygulamaların önündeki temel engellerdir. Kök hücrelerin tedavideki güvenliğini optimize etmek için daha kapsamlı preklinik çalışmalara ve yeni biyoteknolojik stratejilere ihtiyaç duyulmaktadır.