Marojahan PANDIANGAN, Masyita GAFFAR, Riskiana DJAMIN, Andi Alfian ZAINUDDIN, Rizalinda SJAHRIL, Muhammad Amsyar AKIL
Medeniyet Medical Journal - 2026;41(2):125-133
Amaç: Kolesteatomla ilişkili kronik süpüratif otitis media (KSOM), ekstrakraniyal ve intrakraniyal komplikasyonlara yol açabilen, potansiyel olarak tehlikeli bir hastalıktır. KSOM kolesteatomu ile ilişkili bakteriler sıklıkla biyofilm oluşturur; bu durum antibiyotik direncine katkıda bulunur ve hastalığın ilerlemesini hızlandırır. Yöntemler: Bu kesitsel çalışma, Mart 2024 ile Nisan 2025 tarihleri arasında Hasanuddin Üniversitesi Tıp Fakültesi üçüncü basamak eğitim hastanesi, bağlı hastaneleri ve Hasanuddin Üniversitesi Tıbbi Araştırma Merkezi'nde gerçekleştirildi. Mastoidektomi uygulanan ve kolesteatomlu KSOM tanısı alan hastalar çalışmaya dahil edildi. Kolesteatom dokusundan elde edilen bakteriyel izolatlar, kristal viyole boyama yöntemi kullanılarak biyofilm oluşturma açısından değerlendirildi. Veriler SPSS yazılımı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya toplam 49 hasta dahil edildi; bunların %46,9'u erkek, %53,1'i kadındı ve yaşları 9 ile 66 arasında değişmekteydi. Elde edilen bakteriyel izolatların 40'ında biyofilm oluşumu saptandı. En sık izole edilen bakteri Pseudomonas aeruginosa (%42,5) olup, bunu toplam 12 farklı bakteri türü izledi. Bu türlerin tamamı zayıf ile orta düzey arasında biyofilm üretimi gösterdi. Telmesani evreleme sistemine göre hastaların %47'sinde hastalık şiddetli olarak değerlendirildi. Ancak örneklem büyüklüğünün sınırlı olması nedeniyle biyofilm varlığı ile klinik hastalık şiddeti arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gösterilemedi. Sonuçlar: Bakteriyel izolatların büyük çoğunluğunda biyofilm oluşumu saptanmış olup en baskın tür Pseudomonas aeruginosa olarak belirlenmiştir. Hastaların yaklaşık yarısında hastalık şiddetli seyretmesine rağmen, izolatların çoğu yalnızca zayıf veya orta düzeyde biyofilm üretimi göstermiştir. Örneklem büyüklüğünün sınırlı olması, biyofilm varlığı ile klinik hastalık şiddeti arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin ortaya konulmasını engellemiştir. Bununla birlikte, elde edilen bulgular biyofilmin KSOM patogenezindeki önemini vurgulamakta ve biyofilme yönelik tedavi stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayacak daha geniş örneklemli, çok merkezli çalışmalara ihtiyaç olduğunu göstermektedir.