OYA İMADOĞLU, KORHAN SOYLU, SABRİ DEMİRCAN
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi - 2020;15(3):30-36
Amaç: Bu çalışmayla normal sol ventrikül sistolik fonksiyonu ile birlikte diyastolik disfonksiyonu olan hastalarda, dissenkroninin varlığı, sıklığı ve dissenkroninin semptomların oluşmasına katkısı olup olmadığını araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Normal sol ventrikül sistolik fonksiyonlu asemptomatik diyastolik disfonksiyonu (ADD) olan 50 hasta ve semptomatik diyastolik disfonksiyonu (SDD) olan 53 hasta olmak üzere toplam 103 hasta alındı. Sistolik ve diyastolik dissenkroniyi belirlemede doku doppler ekokardiyografi ile 6 bazal segment, 6 mid segmental bölge kullanılarak toplam 12 segmentte pik sistolik myokardiyal velosite zamanı (Ts) ve pik erken diyastolik velosite zamanı (Te) ölçüldü. Ts ve Te’nin standart deviasyonları ( Ts-SD ve Te-SD ) hesaplandı. Altı bazal segmentte, ortalama sistolik myokardiyal velosite (Mean Sm) ve ortalama erken diyastolik velosite (Mean Em) parametreleri ölçüldü. Bulgular: Her iki grupta sistolik Ts-SD (ADD grubunda Ts-SD 37.08±15.5 msn, SDD grubunda Ts-SD 44.5± 19.6 msn; p=0.043) istatiksel anlamlılığa ulaştı. Ortalama erken myokardiyal diyastolik velosite (Ortalama Em 4.7±1.3, SDD grubunda ortalama Em 3.8±1.3) SDD grubunda istatistiksel olarak anlamlı azalmış bulundu (p=0.001). Diyastolik dissenkroni uzamış Te-SD değeri (ADD grubunda Te-SD 35.5±13.9 msn, SDD grubunda 38.0±16.1 msn; p=0.536 ) ve ortalama miyokardiyal sistolik velosite (ADD grubunda Mean Sm 4.4±0.9 cm/sn, SDD grubunda Mean Sm 4.2±1.1 cm/sn p=0.373) ) her iki grupta benzer izlendi. Sonuç: Çalışmamızın sonuçları ışığında SDD hasta grubunda sol ventrikül global ve bölgesel fonksiyonların daha kötü olduğunu, sistolik senkronizasyon bozukluğunun ise sınırda istatistiksel anlamlılığa sahip olmakla birlikte aynı hasta grubunda daha fazla olduğunu saptadık. Çalışmamızın kısıtlılıklarına rağmen sistolik senkronizasyon bozukluğunun semptomatik hasta grubundaki sıklığının ve derecesinin hastaların semptom gelişimine katkısını değerlendirmek için prospektif randomize klinik çalışmalara ihtiyaç olduğuna inanıyoruz.