HİKMET TEKÇE, TAMER ALICI, HÜLYA BAHADIR ÇOLAK, ÖZLEM ÖZENTÜRK, SEYHUN KÜRŞAT
Southern Clinics of Istanbul Eurasia - 2006;17(1):36-41
Altmış yaşındaki kadın hasta bilinç bulanıklığı ve konfüzyon tablosu ile hastaneye yatırıldı. Rutin biyokimyasal incelemelerde şiddetli hiperkalsemi (serum total kalsiyum=20 mg/dl) ile birlikte böbrek yetersizliği (serum kreatinin=2.7 mg/dl, kreatinin klirensi=19.6 ml/dk) ile birlikte hiperfosfatemi (serum fosfor=8.3 mEq/L) saptandı. Olgunun 32 yaşından beri oral yoldan D vitamini preparatları kullandığı öğrenildi. Plazma 25-OH vitamin D düzeyi 42 ng/mL olarak saptanırken (referans değerler: 16-74 ng/mL); plazma 1.25-(OH)2 vitamin D düzeyi iki ölçümde de 300 pg/mL‘nin üzerindeydi (referans değerler: 14-60 pg/mL) ve parathormon değerleri ileri düzeyde baskılanmıştı (<3 pg/mL). Yapılan tetkiklerde böbrekleri, mediastinal vasküler yapıları, plevrayı, karaciğeri, beyin ve serebellar bölgeleri, tiroid kartilajını ve iskelet kaslarını yaygın olarak tutan kalsifikasyonlar gözlendi. Olgunun hiperkalsemisi izotonik salin infüzyonu, furosemid ve prednizolonla, hiperfosfatemisi ise kalsiyum seviyelerindeki yükseklik de göz önünde bulundurularak, sevelamer hidroklorid ile kontrol altına alındığı halde, böbrek işlevinde geriye dönüşüm sağlanabilmesi dört aylık izlem süresi içinde mümkün olmadı. Bu olgu sunumu ile D vitamininin alışılmadık ve kontrolsüz olarak kullanımının, ciddi bir komplikasyon olan böbrek yetersizliği ile sonuçlanabileceği gösterildi. Sonuç olarak bu tedavilerin uygulanacağı hastalar, mutlaka klinik olarak iyi izlenmeli ve serum biyokimyası, parathormon ve diğer laboratuvar tetkikleri ile yakından takip edilmelidir.