Rabia ÖZTAŞ KARA, Pelin KUTEYLA CAN, Özge Sevil KARSTARLI BAKAY, Ekin ŞAVK, Birgül ÖZKESİCİ KURT, Özlem SU, Emek KOCATÜRK
Türkderm-Türk Deri Hastalıkları ve Frengi Arşivi - 2026;60(3):118-127
Amaç: Kronik ürtiker (KÜ), hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen ve sağlık hizmeti sunucuları için çeşitli zorluklar oluşturan yaygın bir enflamatuvar deri hastalığıdır. Uluslararası kılavuzlar standart tedavi algoritmaları sunmasına rağmen, günlük klinik uygulamada karşılaşılan engellere ilişkin gerçek yaşam verileri sınırlıdır. Bu çalışma, dermatologların KÜ yönetimine ilişkin deneyimlerini; tedavi yaklaşımları, karşılaşılan güçlükler ve iyileştirme alanları açısından değerlendirmeyi amaçlamıştır. Gereç ve Yöntem: Bu tanımlayıcı, kesitsel çalışma Ekim-Aralık 2024 tarihleri arasında Türkiye'de görev yapan dermatologlara mesleki iletişim kanalları aracılığıyla ulaştırılan 28 soruluk çevrim içi bir anket çalışmasına dayanmaktadır. Anket formunda katılımcıların demografik özellikleri, mesleki deneyimleri, çalıştıkları kurum türü, KÜ tanı ve tedavi yaklaşımları, günlük pratikte karşılaşılan zorluklar ve sağlık sistemi düzeyinde iyileştirme önerileri sorgulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya toplam 251 dermatolog katılmıştır. Katılımcıların büyük çoğunluğu KÜ tedavisinde ilk basamak olarak ikinci kuşak antihistaminikleri kullandıklarını ve yetersiz yanıt durumunda dozu dört kata kadar artırdıklarını belirtmiştir. Antihistaminiklere dirençli olgularda en sık tercih edilen tedavi seçeneği omalizumab olmuştur. Bununla birlikte, biyolojik tedavilerin reçetelenmesinde idari süreçler ve geri ödeme koşulları başlıca engeller olarak bildirilmiştir. Kronik indüklenebilir ürtiker için provokasyon testlerine sınırlı erişim, yetersiz muayene süresi ile hasta eğitimi ve beklenti yönetimine ilişkin güçlükler diğer önemli sorunlar arasında yer almıştır. Ayrıca katılımcıların önemli bir kısmı mevcut tedavi seçeneklerinin bazı karşılanmamış ihtiyaçlar barındırdığını ifade etmiştir. Sonuç: Dermatologlar KÜ yönetiminde, özellikle ileri tedavilere ve tanısal kaynaklara erişim açısından çeşitli klinik ve sistemsel zorluklarla karşılaşmaktadır. Sağlık politikalarında yapılacak düzenlemeler, altyapının güçlendirilmesi ve hasta eğitimine yönelik stratejilerin geliştirilmesi, hastalık yönetiminin daha etkin yürütülmesine ve hasta sonuçlarının iyileştirilmesine katkı sağlayabilir.