HASAN BASRİ İZGİ, SEHER SOFUOĞLU, AKİF ASDEMİR
Psychiatry and Clinical Psychopharmacology - 2006;16(2):133-146
Kronik yorgunluk immün disfonksiyon sendromu (CFIDS) sebebi bilinmeyen ve küçük bir zorlanma ile tetiklenen sakatlayıcı ağır fiziksel-zihinsel bitkinlik ile karakterize heterojen bir problemdir. Bu makalede tıbba meydan okuyan bu sendromun ilgi çeken nöroendokrinolojisi gözden geçirilecektir. CFIDS alanındaki çalışmaların çoğu hipotalamo-pitüiter- adrenal (HPA) ekseni araştırmak üzere yapılmıştır fakat sonuçlar oldukça çelişkilidir. Bu makalede bu alandaki bütün nöroendokrinolojik çalışmalardan elde edilen sonuçlar ve hormonal tedaviler tartışılacaktır. HPA eksen çalışmalarının çoğu azalmış kortizol salınımının en azından bazı CFIDS hastalarında semptomların oluşmasıyla bağlantılı olduğ unu göstermektedir. Şiddetlenmiş negatif geri-bildirim ve glukokortikoid reseptör fonksiyonu değişiklikleri, bozuk ACTH ve kortizol cevaplarıı açıklamak için deliller sunmaktadır. Bundan başka, CFIDS'de kortikosteroid-bağlayan globulin (CBG) üretimini kontrol eden gende, CBG'nin fonksiyonunun tamamen yok olması ile sonuçlanan yeni bir mutasyon keşfedilmiştir. Bütün bunlara rağmen CFIDS'de HPA eksende özgün bir disfonksiyon olması hususunda fikir birliği yoktur. CFIDS'de GH, HPT eksen, DHEA fonksiyonlarında ve serotonin fonksiyonunda normalden sapmalar olduğunu bildiren çalışmalar vardır. Uyarıya serotonin cevaplarının bazal kortizol seviyeleri ile negatif korelasyon gösterdiği ve CFIDS'li hastaların düşük bazal kortizol seviyeleri ile yükselmiş serotonin cevaplarının depresyonlu hastalardakine zıt bir durum arzettiği gösterilmiştir. CFIDS'in subakut, akut ve kronik fazlarında uyku bozuklukları, inaktivite-dayanıklılık kaybı, psikiyatrik morbidite, ilaçlar, hastalığın kendisinin oluşturduğu süregelen stres ve hastanın içinde bulunduğu evre gibi endokrin sistemi etkileyebilecek bir çok faktör söz konusudur. Gelecekte CFIDS'de endokrin değişikliklerin etyopatogenetik anlamını belirlemek için yapılacak çalışmaların yüksek-risk gruplarını ve iyileşmiş hastaları kapsaması önem arzetmektedir. Bu çeşit stratejiler CFIDS'deki endokrin anormalliklerin epifenomen mi olduğu, yoksa bir değişmez özellik mi olduğu hususunda değerli bilgiler yanında, yeni tedavi seçenekleri bulunmasını da sağlayacaktır.