SELÇUK ŞAHİN, KAMİL GÖKHAN ŞEKER, MUSTAFA GÜRKAN YENİCE, NEVZAT CAN ŞENER, VOLKAN TUĞCU
The New Journal of Urology - 2016;11(2):22-29
Amaç: Bu çalışmanın amacı, kliniğimizde primer üreteropelvik bileşke darlığı nedeniyle laparoskopik transperitoneal piyeloplasti (LTPP) ve laparoskopik retroperitoneal piyeloplasti (LRPP) operasyonu yapılan 112 hastanın verilerini geriye dönük incelemek ve deneyimimizi sunmaktır. Materyal ve Metod: Ocak 2007 ile Ocak 2015 tarihleri arasında primer üreteropelvik bileşke darlığı tanısı ile standart laparoskopik piyeloplasti operasyonu yapılan hastaların verileri incelendi. Transperitoneal ve retroperitoneal laparoskopik yaklaşım verileri karşılaştırılmalı istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Hastaların (74 hasta transperitoneal, 38 hasta retroperitoneal) demografik ve klinik özelliklerine bakıldığında iki grup arasında herhangi bir anlamlı farklılık yoktu. Ortalama operasyon süresi transperitoneal yaklaşımda 149.52 dk, retroperitoneal yaklaşımda ise 187, 76 dk idi. İntrakorporeal sütürasyon transperitoneal yaklaşımda ortalama 66.4 dk, retroperitoneal yaklaşımda ise 84.21 dk idi. Postoperatif 1. ve 2. günde değerlendirilen visuel analog skoru (VAS), analjezik gereksinimi, hastanede kalış süresi LTPP yapılan grupta LRPP yapılan gruba oranla yüksek bulundu. Hiçbir hastada Clavien 4-5 derece komplikasyon görülmedi. Her iki grupta da 1 hastada operasyon açığa geçilerek tamamlandı. Sonuç: Transperitoneal yaklaşım cerrah açısından daha geniş çalışma alanı, daha kolay ve kısa sürede intrakorporeal sütürasyon, aberran damar varlığında daha kolay kontrol sağlaması, kısa operasyon süresi ile retroperitoneal yaklaşıma göre daha avantajlı olarak görüldü. Retroperitoneal yaklaşım ise gastrointestinal sistem bulguları, postoperatif ağrı ve kısa hastanede kalış süresi bakımından transperitoneal yaklaşıma üstün bulundu. Uzun dönem takiplerde her iki grupta da yüksek başarı oranları sağlandı.