Büşra TEKE, Reyhan İLHAN, Muhammed Taha ESMERAY, Mehmet Kemal ARIKAN
Nöropsikiyatri Arşivi - 2026;63(1):520-525
Giriş ve Amaç: Repetitif Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (rTMS), tedaviye dirençli depresyon (TDD) yönetiminde etkinliği klinik çalışmalarla desteklenmiş ve FDA onayı almış invaziv olmayan bir nöromodülasyon yöntemidir. Sol dorsolateral prefrontal kortekse (DLPFC) uygulanan yüksek frekanslı rTMS'nin klinik başarısı bilinmekle birlikte, uzun süreli terapötik etkilerinin altında yatan moleküler mekanizmalar tam olarak aydınlatılamamıştır. Sunduğumuz bu kısa bildiride amaç; rTMS'nin antidepresan etkileriyle ilişkilendirilen olası epigenetik modifikasyonlarını (DNA metilasyonu, histon modifikasyonları, mikroRNA) güncel literatür ışığında incelemek ve tedavi yanıtını etkileyebilecek doz-cevap ilişkisini homeostatik plastisite çerçevesinde değerlendirmektir. Yöntem: PubMed, Web of Science ve Google Scholar veritabanlarında "rTMS", "major depression", "epigenetics", "histone modifications", "DNA methylation", "miRNA" ve "homeostatic plasticity" anahtar kelimeleri çerçevesinde güncel literatürün bir özeti sunulmuştur. Özellikle rTMS'nin sinaptik plastisite üzerindeki moleküler etkilerini inceleyen klinik ve preklinik çalışmalar dâhil edilmiştir. Bulgular: İncelenen çalışmalar, rTMS'nin yalnızca anlık elektriksel uyarım sağlamakla kalmayıp aynı zamanda nöronal gen ekspresyonunu kalıcı olarak değiştirebilen bir "epigenetik düzenleyici" mekanizmaya sahip olabileceğini düşündürmektedir. Preklinik çalışmalarda, histon asetilasyonu (örn. CDK5 ve PSD-95 regülasyonu) ve spesifik mikroRNA (örn. miR-146a-5p) değişimlerinin sinaptik plastisiteyi modüle edebildiği gözlemlenmiştir. Ayrıca, rTMS uygulamasında doz-cevap ilişkisinin lineer olmadığı; aşırı uyarımın "homeostatik plastisite" mekanizmalarını tetikleyerek sinaptik duyarlılığı azaltabileceği öne sürülmüştür. Sonuç: Mevcut bulgular, rTMS'nin sinaptik plastisiteyi epigenetik modifikasyonlar aracılığıyla yeniden düzenleyerek antidepresan etki gösterebileceğine işaret etmektedir. Tedavi etkinliğinin artırılması; dozajın homeostatik dengeleri gözeterek optimize edilmesine ve tedavi yanıtını öngörebilecek epigenetik biyobelirteçlerin klinik pratiğe entegre edilmesine bağlıdır. Gelecekteki kişiselleştirilmiş tedavi protokolleri, bu moleküler ve nörofizyolojik veriler temelinde şekillendirilmelidir.