MALİGN MELANOMA‘DA EPİDERMAL YAPISAL DEĞİŞİKLİKLERİN ÖNEMİ VE KLİNİKOPATOLOJİK PROGNOSTİK PARAMETRELER İLE İLİŞKİSİ

SELDA SEÇKİN, ELMAS ÖZGÜN

Türk Patoloji Dergisi - 2011;27(1):51-56

Department of Pathology, Ankara Numune Education and Research Hospital, ANKARA, TURKEY

 

Amaç: Bu çalışmanın amacı, epidermal yapısal değişikliklerin malign melanom için ek tanı kriteri olarak değerini araştırmak ve klinikopatolojik bulgular ile ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Kırk malign melanom olgusunda klinik olarak yaş, cinsiyet, lokalizasyon; histopatolojik olarak tümör tipi, Breslow kalınlığı, ülserasyon, Clark düzeyi, mitoz/mm2, lenfositik infiltrasyon değerlendirildi. Tümör dokusunda epidermal yapısal değişikliklerin varlığı araştırıldı. Epidermal yapısal değişiklikler, epidermisteki incelme ve retelerin kaybına göre (+) ya da (-) olarak kaydedildi. Ayrıca epidermal yapısal değişiklikler, klinik ve histopatolojik parametrelerle karşılaştırıldı. İstatistiksel çalışmada Shapiro Wilk ve Tek Değişkenli Lojistik Regresyon testleri kullanıldı. p<0,05 için sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Epidermal yapısal değişiklikler malign melanom olgularının %60‘ında (24/40) mevcuttu. Epidermal yapısal değişiklikler ile başboyun yerleşimi (p=0,698), yüzeyel yayılan tümör tipi (p=0,341), ülserasyon varlığı (p=0,097) ve şiddetli lenfositik infiltrasyon (p=0,200) arasında pozitif korelasyon vardı. Ancak istatistiksel olarak anlamlı değildi. Epidermal yapısal değişiklikler erkeklerde kadınlara göre daha sık olarak izlendi, ancak aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0,796). Epidermal yapısal değişiklikler ile yaş, Breslow kalınlığı, Clark düzeyi ve mitoz sayısı arasında herhangi bir korelasyon veya anlamlı istatistiksel birliktelik saptanmadı. Sonuç: Epidermal yapısal değişikliklerin olguların çoğunda saptanmış olması, malign melanom tanısında epidermal yapısal değişikliklerin bir histopatolojik kriter olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca epidermal yapısal değişikliklerin, ülserasyon varlığı ile olan sık birlikteliği, kötü prognostik gösterge olabilirliği açısından dikkat çekicidir.