MALİGNİTESİ OLMAYAN HASTANEDE YATAN PEDİATRİK HASTALARDA TROMBOZUN KLİNİK ÖZELLİKLERİ, RİSK FAKTÖRLERİ VE KISA DÖNEM SONUÇLARI: TEK MERKEZLİ BİR ÇALIŞMA

Mehtap ERTEKİN, Neryal TAHTA, Zühal Önder SİVİŞ, Burçak Tatlı GÜNEŞ, Esin ÖZCAN, Salih GÖZMEN

Journal of Health Sciences and Medicine - 2026;9(4):1045-1051

Department of Pediatric Hematology and Oncology, İzmir City Hospital, İzmir, Turkiye

 

Amaç: Çocuklarda tromboz yetişkinlerden farklıdır ve çoğunlukla tetiklenir. Ana tetikleyiciler arasında santral venöz kateterizasyon, kritik hastalık, enfeksiyon ve immobilizasyon yer alır. Kanser dışı hastanede yatan çocuklarda hastalık şiddeti ve kısa dönem sonuçlarla ilişkili faktörler tam olarak tanımlanmamıştır. Bu çalışmanın amacı, bu tür faktörleri belirlemek ve kısa dönem radyolojik sonuçları tanımlamaktır. Yöntemler: Bu retrospektif çalışmada, Ekim 2024 ile Temmuz 2025 tarihleri arasında hastanede yatan ve trombozu olan kanser dışı çocuklar (<=18 yaş) incelenmiştir. Demografik veriler, risk faktörleri, D-dimer düzeyleri, trombofili testleri, tedavi yöntemleri ve tanıdan 1 ve 3 ay sonraki radyografik yanıtlar toplanmıştır. Bulgular: Seksen sekiz çocuk (ortanca yaş 2.0 yıl, IQR 0.0-11.2 yıl); %58.0'i erkek. Tüm tromboz atakları venöz sistemde meydana gelmiş olup, %62.5'i kateter kullanımı ile ilişkiliydi. İmmobilite (%48.9) ve sepsis (%40.9) baskın risk faktörleri olarak ortaya çıktı. D-dimer ortancası 520 ng/ml (IQR 200-1136) idi ve yoğun bakım/palatif bakım ünitelerinde diğer servislere göre anlamlı derecede yüksek düzeyler gözlendi (p<0.001). Genetik olarak test edilen hastaların %26.0'ında, tamamı heterozigot durumda olmak üzere Faktör V Leiden saptandı. Değerlendirilebilir hastalar arasında, 3. ayda %97.6 oranında kısmi veya tam radyolojik düzelme gözlendi. Sonuç: Malignitesi olmayan hastanede yatan çocuklarda tromboz ağırlıklı olarak tetiklenmiş olup, santral venöz kateter maruziyeti ve altta yatan sistemik hastalık ile ilişkiliydi. D-dimer ile yüksek bakım ihtiyacı arasındaki bağımsız ilişki, D-dimer'in sistemik hastalık yükünü yansıttığını göstermektedir. Üç aylık takipte trombofili çalışmaları ile radyografik sonuçlar arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.