MEME KANSERİ METASTAZINDA YENİ PARADİGMALAR: KALITSAL GENETİK YATKINLIK VE MOLEKÜLER PROFİLLEMENİN ROLÜ

Khumar Rahmanova, Afig Berdeli

Çukurova Tıp Öğrenci Dergisi - 2026;6(1):13-22

Ege University, İzmir, Türkiye

 

Meme kanseri, dünya genelinde kadınlarda en sık görülen malignite olma özelliğini korurken, mortalitenin birincil nedeni hala metastatik yayılımdır. Geleneksel onkoloji görüşü, metastazı büyük ölçüde primer tümörün evrimi sırasında kazanılan somatik mutasyonların rastgele (stokastik) bir sonucu olarak nitelendirmiştir. Ancak bu derleme, denklemin diğer tarafını; yani kalıtsal genetik mimarinin ve moleküler profillemenin metastatik süreçteki belirleyici rolünü mercek altına almayı amaçlamaktadır. Elde edilen veriler, PCSK9 genindeki fonksiyonel varyantların (özellikle rs562556) tümör hücrelerinde LRP1 reseptörünü hedef alarak, XAF1 ve USP18 gibi metastaz baskılayıcı genleri susturduğunu ve immün kaçışı tetiklediğini göstermektedir. Buna paralel olarak BRCA1/2, PALB2 ve CHEK2 gibi DNA onarım genlerindeki defektlerin, cGAS-STING yolağını manipüle ederek yayılımı kolaylaştırdığı belirlenmiştir. Somatik düzeyde ise PIK3CA, AKT1 ve ESR1 mutasyonlarının, M2 makrofaj polarizasyonu üzerinden immünosüpresif bir mikroçevre inşa ettiği görülmektedir. Klinik tarafta ise sıvı biyopsi (ctDNA); özellikle fragmantasyon ve metilasyon imzaları sayesinde minimal rezidüel hastalığın (MRD) takibinde yeni bir standart sunmaktadır. Metastaz, sadece sonradan kazanılan somatik bir evrim değil, aynı zamanda kalıtsal bir biyolojik programın yansımasıdır. Bu derleme, kalıtsal yatkınlık, somatik moleküler evrim ve yeni nesil sıvı biyopsi stratejilerinin entegrasyonunu, klinik yönetimde güncel bir paradigma olarak sentezlemektedir.