NÖTROPENİK ATEŞ TANILI ÇOCUK HASTALARDA RİSK FAKTÖRLERİ, ETKEN MİKROORGANİZMALAR VE PROGNOZUN DEĞERLENDİRİLMESİ

Peren PERK, İsmail Zafer ECEVİT, Namık ÖZBEK, Barış MALBORA

Online Türk Sağlık Bilimleri Dergisi - 2026;11(2):167-173

Department of Pediatric Neurology, Basaksehir Cam and Sakura City Hospital, İstanbul, Türkiye

 

Amaç: Febril nötropeni (FN), hematolojik maligniteli çocuklarda önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir ve acil ampirik antimikrobiyal tedavi gerektirir. Bu çalışma, pediatrik hastalarda FN epizotlarının klinik özelliklerini, laboratuvar bulgularını, mikrobiyolojik profillerini, tedavi yanıtlarını ve sonuçlarını değerlendirmeyi amaçlamıştır. Materyal ve Metot: Başkent Üniversitesi Hastanesi'nde 0-18 yaş aralığında izlenen 88 çocuk hastada gözlenen toplam 397 FN epizodu retrospektif olarak incelendi. FN epizodlarına ait klinik bulgular, laboratuvar parametreleri ve mikrobiyolojik sonuçlar analiz edilerek etken mikroorganizmalar ve olumsuz klinik sonuçların öngördürücüleri araştırıldı. Bulgular: Sekonder FN epizodlarının, primer epizodlara kıyasla yedi gün veya daha uzun sürme olasılığının daha yüksek olduğu ve ampirik antibiyotik tedavisinde değişiklik gereksiniminin daha sık görüldüğü saptandı. Trombositopeni, düşük mutlak monosit sayısı ve total ile direkt bilirubin düzeylerinde artış sekonder epizodlarda daha sık izlendi. FN epizodlarının yarıdan fazlasında klinik olarak belgelenmiş enfeksiyon saptanırken, olguların %54,9'unda mikrobiyolojik etken izole edildi. Gram-pozitif mikroorganizmalar en sık izole edilen etkenler olup, bunu Gram-negatif bakteriler izledi. Ampirik antibiyotik tedavisine erken dönemde yetersiz veya gecikmiş yanıt, sıklıkla ciddi enfeksiyon ve bakteriyemi ile ilişkili bulundu. Sonuç: Bu bulgular, hematolojik malignitesi olan çocuk hastalarda FN'nin önemli bir klinik sorun olmaya devam ettiğini göstermektedir. Sekonder FN epizodları, uzamış nötropeni, trombositopeni, yüksek bilirubin düzeyleri ve ampirik antibiyotik tedavisine yetersiz erken yanıt, daha ağır klinik seyir ile ilişkili bulunmuştur. Yüksek riskli hastaların erken dönemde tanınması ve yerel mikrobiyolojik dağılım ile direnç paternlerine göre ampirik tedavinin uyarlanması, klinik sonuçların iyileştirilmesine katkı sağlayabilir.