Türk Medline
ADR Yönetimi
ADR Yönetimi

Obez Hastalarda Alkole Bağlı Olmayan Yağlı Karaciğer Hastalığı (NAFLD) Prevalansı: Fibrozis-4 (FIB-4) İndeksi ve Aspartat Aminotransferaz/Trombosit Oranı (APRI) Skorlarının Karşılaştırmalı Değerlendirmesi

Banu AÇMAZ, Sami BAHÇEBAŞI, Nazmiye Serap BIÇER, İfakat İrem BIÇER, Erdem AYDIN, Mehmet Yasin TÜRKMEN, Fahri BAYRAM, Alper SÖNMEZ

Türkiye Diyabet ve Obezite Dergisi - 2025;9(3):298-306

Kayseri City Hospital, Department of Internal Medicine, Kayseri, Türkiye

 

Amaç: Obezite tanılı olgularda alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD) sık görülmekte, ancak klinik farkındalık ve tarama oranı düşüktür. Bu çalışma, obezite kliniğinde ultrasonografi (US) kullanım sıklığını ve APRI ile FIB-4 skorlarının hepatik steatozla ilişkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Retrospektif, kesitsel tasarımla bir yıl içinde değerlendirilen 1.420 erişkin çalışmaya dahil edildi. Klinik ve laboratuvar verileri dosya kayıtlarından elde edildi. Önceden klinik endikasyonlarla yapılmış 367 US raporu incelendi. Fibrozis riski, FIB-4 >=1,3 ve APRI >=1 olarak tanımlandı. Bulgular: US raporu bulunan hastaların oranı %25,8 olup, %63,2'sinde hepatik steatoz saptandı. APRI >=1 tüm kohortun %31,1'ini fibrozis riski altında sınıflandırırken, FIB-4 >=1,3 yalnızca %3,5'ini belirledi. APRI değerleri BKİ ve glisemik durumdan bağımsızdı ancak steatoz varlığında daha yüksekti (p<0,001). FIB-4 ise artan BKİ ve HbA1c ile birlikte yükseldi; bu durum formülde yer alan yaş parametresinin, yaşla birlikte artan metabolik bozulmayı yansıtmasına bağlandı. Sonuç: Obezite kliniklerinde ultrasonografi kullanımının düşük olması, NAFLD farkındalığının yetersizliğini göstermektedir. Obezite, NAFLD ve ilerleyici karaciğer yetmezliği için önemli bir risk faktörüdür. Karaciğer biyopsisi invaziv bir yöntem olup, elastografi de birçok merkezde erişilebilir değildir; ayrıca bu altın standart yöntemlerin tedavi seçimini veya klinik sonucu değiştirmediği bilinmektedir. APRI'nin daha fazla hastayı fibrozis riski altında tanımlaması ve yaş faktöründen bağımsız olması, farkındalığın artmasına ve önleyici yaklaşımların güçlenmesine katkı sağlayabilir. Bu nedenle, noninvaziv skorların klinik pratikte daha yaygın kullanımı teşvik edilmelidir.