FİLİZ MERCAN SARIDAŞ, ERHAN HOCAOĞLU, MÜGE YAŞAR, KADİRCAN KARATOPRAK, ÖZEN ÖZ GÜL, SONER CANDER
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi - 2024;50(3):543-549
Bu tek merkezli retrospektif çalışmada, primer tedavi veya cerrahi sonrası sekonder tedavi olarak medikal tedavinin sonuçlarını değerlendirmeyi ve iki yaklaşım arasındaki takip sonuçlarını karşılaştırmayı amaçladık. Hastalar tek başına medikal tedavi (Grup M) ve cerrahi + medikal tedavi (Grup S+M) olarak gruplandırıldı. Hastaların yaş ve cinsiyet gibi demografik özellikleri ve tanı anındaki yaşları kaydedildi. Tedavi öncesi ve sonrası tümör boyutu, prolaktin (PRL) düzeyleri, Knosp dereceleri, tedaviye tümör yanıtı, hipofonksiyonlarda iyileşme, görme alanı ve biyokimyasal kontrol arasındaki farklar kaydedildi ve iki grup arasında karşılaştırıldı.Çalışmaya dev prolaktinoma tanısı konulan toplam 41 hasta dahil edildi. Hastaların %82.93ünde hipopituitarizm, %80.59unda hipogonadizm, %51.22sinde GH eksikliği, %36.59unda ACTH eksikliği ve %41.46sında TSH eksikliği saptandı. Görme alanı defekti %60.53 oranında saptanmıştır. Tanı anındaki tümör hacmi Grup Mde anlamlı olarak daha yüksekti (p< 0.001). Tümör hacmindeki ortalama azalma sadece medikal tedavi ile %75.22 ve cerrahi+medikal tedavi ile %60.20 idi (p=0.36). Son vizitte PRL düzeyleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p> 0.05). Bu çalışmanın sonuçları, dev prolaktinomalı hastalarda tümör hacminin küçülmesi ve PRL değerlerinin normalleşmesi açısından tek başına medikal tedavi ile cerrahi+medikal tedavi arasında anlamlı bir fark olmadığını göstermektedir. Cerrahi, ciddi bası durumları için saklanmalı ve potansiyel olarak gereksiz cerrahi yaklaşımlardan kaçınılmalıdır.