Zeynep Tırmıkçıoğlu
Adli Tıp Bülteni - 2026;31(1):118-126
Yaşama hakkı, uluslararası ve ulusal hukuk metinlerinde diğer tüm hakların ön koşulu olarak korunmakta; devlete bireyin yaşamını koruma noktasında pozitif ve negatif yükümlülükler yüklemektedir. Bununla birlikte modern tıp etiği ve hukuk doktrini, dayanılmaz acılar karşısında bireyin hayatını sonlandırma isteğinin, bu hakkın yaşamama tercihini kapsayıp kapsamadığını tartışmaktadır. Türk hukuk sisteminde aktif ötanazi kasten öldürme suçu sayılırken Hasta Hakları Yönetmeliği'ndeki tedaviyi reddetme hakkı pasif ötanazi bağlamında bir değerlendirme alanı sunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Diane Pretty ve Daniel Karsai vakalarında yaşama hakkının bir ölme hakkı içermediğine hükmetmiş; ancak bireyin ölüm zamanını seçme tercihini özel hayata saygı (madde 8) kapsamında değerlendirerek devletlerin bu konudaki takdir yetkisini ve usulü yükümlülüklerini vurgulamıştır. Öte yandan "ölüm meleği" olarak anılan sağlık çalışanlarının rıza olmaksızın gerçekleştirdiği eylemlerin hukuken doğrudan yaşam hakkı saldırısı ve cinayet olduğu tescillenmiştir. Thomas Szasz'ın intiharı "Ölümcül Özgürlük" olarak niteleyen radikal psikiyatri eleştirisi ile Sarah Kane'in "4.48 Psikoz" eserindeki ruhsal acı tasviri, konunun klinik sınırlarını etik ve bireysel özerklik tartışmalarıyla genişletmektedir. İsviçre'deki Dignitas gibi kuruluşlar aracılığıyla yürütülen asiste intihar uygulamaları ise, ayırt etme gücünün tespiti ve bencil olmayan motivasyonlar gibi sıkı yasal kriterlere dayandırılmaktadır. Örnek vakalar ve hukuki normlar üzerinden şekillenen bu çalışma; ötanazi, intihar ve asiste intihar kavramlarını yaşama hakkı ile insan onuru arasındaki denge noktasında analiz ederek, mutlak yasaklardan denetimli özgürlüklere uzanan süreci ele almaktadır.